Türkiye’de e-ticaret siteleri yapay zekâ botlarına açık mı?
Kısa cevap: açık, hem de sandığımdan çok daha açık. Kendi alan adından satan 40 Türk e-ticaret sitesine baktım. Ölçebildiğim 34 tanesinin 29’u yapay zekâ botlarının hiçbirini engellemiyordu. robots.txt tarafı ise neredeyse boş: 29 dosyanın yalnızca birinde bir yapay zekâ botunun adı geçip kapatılmıştı. Yani çoğu marka bu konuda bir karar vermiş değil. Erişim politikasını marka değil, altyapı ve güvenlik duvarı varsayılanları belirliyor.
Taramayı kendim yaptım, rakamlar bana ait. Ama en önemli kısım rakamlar değil, neyin ölçülebildiği. Onu baştan söyleyeyim, çünkü bu yazının en çok işinize yarayacak kısmı orası.
Neyi ölçtüm, neyi ölçemedim?
Ölçüm şöyle çalışıyor: siteye kendimi GPTBot olarak tanıtıp istek atıyorum ve ne cevap verdiğine bakıyorum. Bu yöntemin bir sınırı var ve yöntemi anlatan yazıların çoğu bu sınırı atlıyor.
Gerçek GPTBot, OpenAI’ın yayımladığı IP aralıklarından gelir. Bunu kontrol ettim: OpenAI üç tarayıcısı için makine okunur liste yayımlıyor, GPTBot için 18, OAI-SearchBot için 39, ChatGPT-User için 230 IPv4 aralığı. Perplexity 8 aralık, Google 317 aralık yayımlıyor. Benim isteğim bu aralıkların hiçbirinden gelmiyor, yalnızca GPTBot olduğunu iddia ediyor.
Dolayısıyla bir site benim isteğimi reddettiğinde iki ihtimal var ve dışarıdan bakarak ayırt edilemiyor:
- Site gerçekten o botu engelliyor.
- Site, kendini GPTBot diye tanıtıp OpenAI IP’sinden gelmeyen isteği reddediyor. Bu doğru bir davranış. Gerçek GPTBot’a kapı açık, taklide kapalı.
İkincisi yaygın bir güvenlik önlemi, bir CDN ayarıyla açılıyor. Yani ölçtüğüm 403’lerin bir kısmı aslında sitenin doğru çalıştığının işareti olabilir.
Bu yüzden aşağıda “şu kadar site GPTBot’u engelliyor” demiyorum. Söyleyebildiğim üç şey var: robots.txt sitenin beyan ettiği politikadır ve güvenilir biçimde okunur. Canlı istek, sitenin bot kimliğiyle gelen trafiğe farklı davranıp davranmadığını gösterir. Gerçek tarayıcının engellendiğini ise yalnızca kendi sunucu günlüğünüz söyler.
Nasıl ölçtüm?
Yöntemi bilerek ayrıntılı yazıyorum, çünkü bu tür taramalarda rakamı asıl bozan şeyler yöntemin içinde saklı.
- 40 mağaza, 6 pazaryeri. On bir kategoriden elle seçildi, tek sektöre yığılmasın diye. Pazaryerlerini ayrı tuttum, kendi başına bir tür ve ortalamayı bozuyor.
- Bu bir örneklem değil, bir kesit. Seçim elle yapıldı ve tanınan markalara kayıyor. Türkiye genelini temsil etmiyor. Küçük mağazalarda tablo büyük olasılıkla farklı.
- Her site üç kez ölçüldü. Tek atışlık sonuca güvenmedim ve iyi ki güvenmedim: aynı site farklı turlarda farklı cevap verebiliyor. Üç turda da aynı çıkmayan sonucu saymadım.
- Her turda önce normal tarayıcı kimliğiyle istek attım. Bu bir denetim isteği. Site tarayıcıya da cevap vermiyorsa beni ya da adresimi engelliyor demektir ve o sitede bot engeli ölçülemez. Bu ayrımı yapmazsanız “botlara kapalı” sayısı olduğundan yüksek çıkıyor. 40 sitenin 5’i bu yüzden ölçüm dışında kaldı.
- Bütün isteklerde başlıklar aynı, yalnızca kimlik satırı değişiyor. Tek değişken kuralı.
- Ağ hatasını engel saymadım. Bağlantı kurulamaması sitenin politikası hakkında bir şey söylemiyor, ölçüm gürültüsüdür.
Bir sitede tarayıcı kimliği üç turun ikisinde hız sınırına takıldı. Onu da saymadım, ama şunu gösteriyor: üst üste otomatik istek atmak tek başına 429 cevabı üretebiliyor. Kendi sitenizi test ederken bunu hesaba katın.
robots.txt ne diyor?
Beklediğim buydu ve çıkan sonuç bu beklentiyi boşa çıkardı. Ölçülebilen 34 sitenin 29’unda robots.txt vardı. Bu 29 dosyanın yalnızca birinde bir yapay zekâ botu adıyla kapatılmıştı, o da ClaudeBot’tu. GPTBot, PerplexityBot, OAI-SearchBot ve Google-Extended hiçbir mağaza dosyasında kapatılmamıştı.
İki büyük mağazanın robots.txt dosyasını elle de okudum, tek bot adı geçmiyordu. Yani bu bir ayrıştırma hatası değil, gerçekten yazılmamış.
Buradan çıkan sonuç şu: Türkiye’de büyük perakende, yapay zekâ botları hakkında yazılı bir karar vermemiş. Bu kötü bir şey olmak zorunda değil, açık kalmak çoğu marka için doğru tercih. Ama tercih edilmiş bir açıklık değil, yokluktan doğan bir açıklık. Ve bunun bir bedeli var: karar verilmediği yerde kararı altyapı veriyor.
Sunucu ne yapıyor?
robots.txt bir ricadır, zorlama değildir. Gerçekten ne olduğunu sunucunun cevabı söylüyor. Ölçülebilen 34 mağazada tablo şöyle:
| Durum | Mağaza sayısı |
|---|---|
| Hiçbir botu engellemiyor | 29 / 34 |
| Dördünü de engelliyor | 2 / 34 |
| Bir kısmını engelliyor | 3 / 34 |
| robots.txt izin veriyor ama sunucu reddediyor | 4 / 34 |
Bot başına bakınca: GPTBot 34 sitenin 5’inde, ClaudeBot 5’inde, PerplexityBot 2’sinde, OAI-SearchBot 2’sinde reddedildi.
Son satır en önemlisi. Dört sitede robots.txt hiçbir şeyi kapatmıyordu ama sunucu bot kimliğine 403 ya da 429 veriyordu. Eğer bu sitelerin sahiplerine sorsanız “biz yapay zekâ botlarını engellemiyoruz” derler ve robots.txt dosyalarını gösterirler. Haklı da olurlar, çünkü oraya hiçbir şey yazmamışlar. Engel robots.txt’te değil, güvenlik duvarında.
Hangi botlar ayrı muamele görüyor?
Taramanın en ilginç bulgusu bu. Engelleyen beş mağazanın üçünde tam olarak aynı desen çıktı: GPTBot ve ClaudeBot kapalı, PerplexityBot ve OAI-SearchBot açık.
Bu rastgele bir dağılım değil. Kapatılan ikisi içerik toplayıp model eğitmeye giden tarayıcılar. Açık bırakılan ikisi ise soruya cevap üretirken kaynak arayan tarayıcılar. Yani ortaya çıkan politika şu: beni eğitme ama beni kaynak göster.
Üç sitenin bunu bilerek mi seçtiğini bilmiyorum. Bu ayrım bir CDN panelinde tek düğmeyle de açılıyor ve o düğmenin varsayılanı tam olarak böyle çalışıyor. Ama niyet ne olursa olsun, sonuç doğru yapılandırma. Çoğu e-ticaret sitesi için önereceğim ayar da bu.
Pazaryerleri ne yapıyor?
Altı pazaryerine baktım, üçünü ölçebildim. Burada marka adı verebiliyorum, çünkü pazaryerinin politikası küçük bir mağazanın yapılandırma hatası gibi bir şey değil, kamuya açık bir duruş.
En öğretici örnek amazon.com.tr. robots.txt dosyasında GPTBot, ClaudeBot, PerplexityBot, OAI-SearchBot ve Google-Extended tek tek sayılıp kapatılmış. Taradığım 46 adres içinde bunu yapan tek site. Ama sunucusuna aynı botlarla istek attığımda dördüne de başarılı cevap verdi. robots.txt’in bir rica olduğunu, uygulamanın botun kendi insafına kaldığını bundan daha net gösteren bir örnek bulamazdım.
hepsiburada.com tersini yapıyor: robots.txt’te hiçbir yapay zekâ botunu kapatmıyor ama sunucu dördüne de 403 veriyor. Beyan ile uygulama yine ayrışıyor, bu kez diğer yöne.
llms.txt yaygın mı?
Beklediğimden çok daha yaygın. 40 mağazanın 21’inde gerçek bir llms.txt dosyası vardı. Pazaryerlerinde 6’da 3. Yumuşak 404 tuzağına düşmemek için her dosyayı iki kez çektim ve olmayan bir dosya adını da deneyip sunucunun her şeye 200 verip vermediğini kontrol ettim.
Ama “var” demek yetmiyor, çünkü dosyalar iki ayrı türde. 24 dosyayı tek tek ölçtüm:
| Tür | Adet | Ne demek |
|---|---|---|
| Elle kurulmuş | 17 | Bölümlenmiş, 200’den az bağlantı, okunabilir |
| Geniş liste | 3 | 200 ile 1.000 arası bağlantı |
| Otomatik ürün dökümü | 4 | 1.000’den fazla bağlantı, en büyüğü 11.054 |
En büyük dosya 2,3 megabayt ve içinde 11.054 ürün linki var. Bu dosya amacını kendi kendine bozuyor. llms.txt’in işi bir modele sitenin ne olduğunu ve nereye bakacağını kısaca anlatmak. 11 bin ürün bağlantısı bunu anlatmıyor, site haritasını tekrar ediyor. Zaten hiçbir model o kadar bağlantıyı bağlam olarak okumuyor.
Link sayısının ortadaki değeri 53. Yani çoğu dosya makul. İki dosyada ise hiç bağlantı yoktu, sadece tanıtım metni vardı, o da başka yönden eksik. Sürüm ya da tarih izi taşıyan yalnızca 3 dosya vardı. Gerisi bir kez yazılmış ve bırakılmış görünüyor. llms.txt’in ne işe yaradığını ve nasıl yazıldığını ayrı yazıda anlattım.
Altyapı bir şey söylüyor mu?
Bunu ummuştum ama veri desteklemiyor, o yüzden olduğu gibi yazıyorum. Ölçülebilen 34 mağazanın 17’sinde altyapıyı tespit edemedim. 7’si Next.js üzerinde kurulu özel geliştirme, 3’ü Shopify, 2’si T-Soft, kalanlar birer tane Salesforce, Magento, Ticimax, WordPress ve bir kurumsal yazılım.
Yani bu ölçekte “hangi altyapı botlara daha kapalı” sorusunun cevabı çıkmıyor. Büyük Türk perakendecilerinin çoğu tanınabilir bir hazır altyapı kullanmıyor, özel yazılım üzerinde çalışıyor. Engelin geldiği yer de altyapı değil, önündeki güvenlik katmanı. Hazır altyapılarda bu ayar panelden görünmüyor bile, CDN tarafında duruyor.
Kendi sitenizde bunu nasıl kontrol edersiniz?
Yukarıdaki yöntem başkalarının sitesine bakmak için. Kendi sitenizde çok daha kesin bir yol var ve kimse onu kullanmıyor: sunucu günlüğü.
Barındırma panelinizden erişim günlüğünü indirin, sonra bot kimliklerini ve aldıkları yanıt kodunu sayın:
grep -iE 'GPTBot|ClaudeBot|PerplexityBot|OAI-SearchBot' erisim.log \
| awk '{print $9}' | sort | uniq -c | sort -rn
Çıktıda 200 görüyorsanız botlar geliyor ve içeriği alıyor. 403 ya da 429 görüyorsanız kapıda çevriliyorlar. Hiçbir satır çıkmıyorsa daha kötüsü olabilir: botlar sitenize hiç uğramıyor. Dokuzuncu alan yanıt kodudur, günlük biçimi farklıysa bir satıra bakıp indisi düzeltin.
Bir adım daha atabilirsiniz. Günlükteki adresi, botun yayımlanmış aralıklarıyla karşılaştırın. Adres listede yoksa o istek botun kendisi değil, kimliğini ödünç alan başka bir şeydi. Bu karşılaştırma, benim dışarıdan yapamadığım ayrımı sizin yapmanızı sağlıyor.
robots.txt tarafı daha basit, ama dosyada ne yazdığına değil kimin ne gördüğüne bakmak gerekiyor. Dosyayı açıp botların adını arayın. Adları hiç geçmiyorsa durumunuz taradığım sitelerin çoğuyla aynı: açıksınız, ama tercih ederek değil.
Ne yapmamalı?
İki refleks görüyorum ve ikisi de zarar veriyor.
Birincisi, panik edip hepsini kapatmak. Eğitim tarayıcısını kapatmak savunulabilir bir tercih. Ama arama ve cevap tarayıcılarını da kapatırsanız yapay zekâ cevaplarında kaynak gösterilme ihtimalinizi sıfırlıyorsunuz. Erişim olmadan alıntı olmuyor.
İkincisi, robots.txt’e satır yazıp işi bitmiş saymak. Yukarıdaki iki pazaryeri örneği tam olarak bunun neden yetmediğini gösteriyor. Beyan ile uygulama ayrı yerlerde duruyor ve ikisini de kontrol etmek gerekiyor.
Sonuç olarak?
Taradığım kesitte Türk e-ticaret siteleri yapay zekâ botlarına büyük ölçüde açık. Ama bu açıklık bir karardan değil, karar verilmemiş olmasından geliyor. Bir yerde çelişki çıkıyorsa da robots.txt ile güvenlik duvarı farklı şey söylediği için çıkıyor.
Pratik sonucu şu: robots.txt dosyanızın boş olması erişilebilir olduğunuzun kanıtı değil. Kanıt sunucu günlüğünüzde. Orada 403 görüyorsanız, yapay zekâ görünürlüğü için yazdığınız içeriğin hiçbiri okunmuyor demektir ve bunu fark etmenin başka bir yolu yok.
Bu kontrolü ve gerekiyorsa düzeltmesini AIO optimizasyonu çalışmasının ilk adımında yapıyorum. Erişimin açık olup olmadığını görmek isterseniz ön analiz talep edin, günlüğünüze bakıp hangi botun geldiğini ve ne cevap aldığını yazılı olarak ileteyim.
Kaynaklar
Ticimax ve T-Soft’ta SEO: altyapının izin verdikleri

Kısa cevap: iki altyapı da SEO için gereken temel alanları sunuyor. Sorun genelde bu alanların boş bırakılmasında ve tema tarafında nelerin düzenlenebildiğinin bilinmemesinde. Önce panelde yapılabilecek her şeyi yapın, tema tarafına sonra geçin.
Türkiye’de yaygın olan bu iki altyapıda çalışırken gördüğüm tablo birbirine çok benziyor: panel yeterince esnek, ama kullanılmıyor. Kategori metinleri boş, başlık alanları varsayılan hâlinde, yönlendirme ekranı hiç açılmamış.
SEO alanları panelde nerede?
İki altyapıda da ürün ve kategori düzenleme ekranlarının içinde SEO bölümü bulunuyor. Buradan sayfa başlığı, açıklama ve adres düzenleniyor.
Alanların adları ve yerleri sürümden sürüme değişiyor, o yüzden kesin bir ekran tarifi vermek yerine ne arayacağınızı söyleyeyim. Ürün ya da kategori düzenleme sayfasında sekmeler arasında SEO, Arama Motoru ya da Meta Bilgileri adında bir bölüm olacak. Yoksa panelin genel ayarlarında site genelinde bir kalıp tanımlama ekranı vardır.
Site genelinde kalıp tanımlama özelliği iki altyapıda da var ve yüzlerce ürün olan mağazalarda işi kurtarıyor. Ürün adı, kategori adı ve marka gibi alanları birleştiren bir kalıp kurulabiliyor. Hepsini elle doldurmaktan çok daha gerçekçi.
Kalıp kurarken dikkat edin: kalıbın ürettiği başlıklar birbirine çok benzerse fayda azalıyor. İçine ayırt edici bir alan koymak, örneğin kategori adını ya da modeli eklemek gerekiyor.
Kategori metinleri nasıl yönetilir?
İki altyapıda da kategori düzenleme ekranında açıklama alanı var ve en büyük kazanç burada.
Kontrol edilecek birkaç şey var. Metin sayfada gerçekten basılıyor mu; bazı temalar alanı panelde sunuyor ama sayfada göstermiyor. Metin ürün listesinin üstünde mi altında mı duruyor; altta durması hem deneyim hem dönüşüm açısından daha iyi. HTML kullanılabiliyor mu; alt başlık ve liste yazabilmek için gerekiyor.
Alt kategori yapısı olan mağazalarda üst ve alt kategori metinlerinin birbirinin kopyası olmaması önemli. Üst kategori genel çerçeveyi, alt kategoriler kendi özel konusunu anlatır. Aksi hâlde kendi sayfalarınızı birbirine rakip yapıyorsunuz.
Yönlendirmeler nereden kurulur?
İki panelde de yönlendirme ya da URL yönetimi adında bir ekran var. Eski adres ile yeni adres eşleştirilerek kuruluyor.
Bu ekran özellikle geçiş yapan mağazalar için kritik. Başka bir altyapıdan geçildiğinde adres yapısı değişiyor ve eski adreslerin tamamı yönlendirilmezse biriken sıralama kayboluyor.
En sık yapılan hata, eşleşmeyen adresleri topluca ana sayfaya yönlendirmek. Google bunu yönlendirme saymıyor, sayfanın kaybolması olarak işliyor. Yönlendirme eski sayfanın karşılığına gitmeli; karşılığı yoksa en yakın kategoriye; hiçbiri yoksa 404 vermesi yanlış yere yönlendirmekten daha dürüst.
Toplu yönlendirme yükleme imkânı varsa kullanın. Yüzlerce adresi elle girmek hem uzun sürüyor hem hata üretiyor.
Site haritası ve robots.txt tarafı
İki altyapı da site haritasını otomatik üretiyor. Kontrol edilecek üç şey var: harita Search Console’a bildirilmiş mi, içinde dizine alınmasını istemediğiniz sayfalar duruyor mu, harita kaç adres bildiriyor ve Google kaçını almış.
Üçüncü madde teşhis için değerli. Haritada iki bin adres var ve Google altı yüzünü almışsa geri kalanda bir sorun var demektir. Search Console’un Sayfalar raporundaki hariç tutulma sebepleri genelde cevabı veriyor.
robots.txt tarafında panelden düzenleme imkânı sürüme göre değişiyor. Düzenlenebiliyorsa iki şeye bakın: filtre ve sıralama parametrelerinin taranması sınırlanmış mı, yapay zekâ botları açık mı. İkincisi için bir karar vermeniz gerekiyor; cevaplarda görünmek istiyorsanız açık tutun.
Filtre adresleri sorun çıkarır mı?
Kategori sayfalarındaki filtreler adrese parametre ekliyor ve her kombinasyon teorik olarak ayrı bir adres demek. Sayı hızla büyüyor.
Bunun iki tarafı var. Bir yandan Google’ın bu adresleri taraması tarama bütçesini boşa harcıyor. Öte yandan bazı filtre adresleri gerçek arama hacmi olan ifadelere karşılık geliyor.
Kararı veriye bakarak verin. Search Console’da filtre parametresi içeren adreslerden tıklama geliyorsa kapatmayın; gelmiyorsa ve sayı binlerle ölçülüyorsa kapatmak mantıklı.
Bilinen sınırlar neler?
Hazır altyapılarda zorlamanın bir noktada durduğu yerler var. Bunları bilmek, olmayacak işe zaman harcamayı önlüyor.
| Konu | Durum | Ne yapılır |
|---|---|---|
| Adres yapısındaki önekler | Genelde sabit | Kabul edin, sorun değil |
| Şablon yapısı | Temanın izin verdiği kadar | Tema tarafında çalışılır |
| Yapısal veri işaretlemesi | Kısmen hazır gelir | Eksikse tema tarafında eklenir |
| Sunucu ayarları | Erişim yok | Destek tarafına iletilir |
| Kök dizine dosya koymak | Genelde mümkün değil | Panel ayarı ya da destek |
| Hız iyileştirmesi | Sınırlı | Görsel ve içerik tarafında çalışılır |
Tablodaki son satır önemli. Kapalı altyapılarda sunucu tarafına müdahale edemediğiniz için hız çalışmasının sınırı var. Yapabileceğiniz şey görselleri küçültmek, gereksiz eklentileri kaldırmak ve sayfadaki içeriği sadeleştirmek.
Yapısal veri konusunda da benzer bir durum var. Altyapı temel işaretlemeyi kendisi basıyor ama eksikler olabiliyor. Zengin sonuç test aracıyla kontrol edip eksiği tema tarafında tamamlamak gerekiyor.
Destek tarafıyla nasıl çalışılır?
Kapalı altyapılarda bazı işler ancak sağlayıcının destek ekibi üzerinden yapılıyor. Bu süreci hızlandıran birkaç şey var.
Talebi somut yazın. “SEO ayarları yapılsın” bir talep değil. “Ürün sayfalarında kanonik etiketi koleksiyon altındaki adresi gösteriyor, kısa adresi göstermesi gerekiyor” bir talep.
Ekran görüntüsü ve örnek adres ekleyin. Hangi sayfada, ne görüyorsunuz, ne görmeniz gerekiyor.
Talebin gerekçesini bir cümleyle yazın. Destek ekibi neden istendiğini anladığında daha isabetli çözüyor.
Hangi işten başlamalı?
Elinizde sınırlı zaman varsa sıra şöyle. Önce 404 ve yönlendirme temizliği, çünkü kaybeden trafik varsa önce kanamayı durdurmak gerekiyor. Sonra kategori metinleri, en çok trafik alandan başlayarak. Sonra kategori başlık ve açıklama alanları. Sonra ürün tarafı için bir kalıp kurmak. Tema işleri en sona kalıyor.
Bu sıranın mantığı basit: panelden yapılabilen işler hızlı ve geri alınabilir, tema ve destek üzerinden yapılan işler yavaş. Hızlı olanları bitirmeden yavaş olana geçmek ilk ayı boşa harcamak demek.
Geçiş yapacaksanız ne zaman başlamalı?
Geçişten önce. Eski sitedeki adreslerin listesi, site kapanmadan çıkarılmalı. Kapandıktan sonra çıkarılamıyor ve neyin nereye gideceğini tahmin etmeye kalıyorsunuz.
Hazırlık listesi şöyle: eski sitenin bütün adreslerini çıkarın ve trafiği olanları işaretleyin, her adres için yeni karşılığını yazın, kategori yapısını yeni panelde kurun ve metinleri önceden yazın, Search Console’da eski verinin kaydını alın, geçiş gününde yönlendirmeleri test edin.
İki hafta çoğu mağaza için yeterli bir hazırlık süresi. Birkaç bin ürünlü kataloglarda bir ay ayırmak gerekiyor. Geçişi kampanya dönemine denk getirmemek de ayrı bir tavsiye; bir şey ters giderse en kötü zamanda gidiyor.
Blog bölümü var mı, kullanılmalı mı?
İki altyapıda da blog ya da içerik sayfası imkânı var. Kullanmaya değer, ama sırası var.
Kategori ve ürün sayfalarınız boşken blog yazmak, sırayı tersten kurmak oluyor. Blog, kategori sayfalarının cevaplamadığı soruları karşıladığında işe yarıyor: nasıl seçilir, nasıl kullanılır, nasıl bakım yapılır, hangisi hangisinden farklı.
Yazı sayısını hedef yapmayın. Ayda iki iyi yazı, ayda on dolgu yazısından daha fazla iş yapıyor. Her yazının içinden ilgili kategoriye link vermek de hem ziyaretçiyi hem Google’ı doğru yere taşıyor.
Panelde en sık gördüğüm eksikler
İki altyapıda da tekrarlanan bir liste var. Kendi mağazanızda bunları kontrol etmek bir öğleden sonra sürüyor.
| Eksik | Nerede düzeltilir | Etkisi |
|---|---|---|
| Kategori metinleri boş | Kategori açıklama alanı | Yüksek |
| Başlık ve açıklama varsayılan | Ürün ve kategori SEO bölümü | Yüksek |
| Geçişten kalan 404’ler | Yönlendirme ekranı | Yüksek |
| Boş kategoriler yayında | Kategori yönetimi | Orta |
| Ürün metni üreticiden kopyalanmış | Ürün açıklaması | Orta |
| Site haritasında kapalı sayfalar | Panel ayarı | Orta |
| Görsellerde alt text yok | Ürün medya alanı | Düşük |
Etki sütununu kendi işlerimdeki gözleme göre yazdım, mutlak bir sıralama değil. Ama kaynak kısıtlıysa yukarıdan başlamak mantıklı.
Beşinci satır için bir not: üretici açıklamasını kopyalamak Türkiye’deki mağazalarda çok yaygın. O metnin yüzlerce kopyası internette var ve Google bu sayfaları dizine almakta isteksiz davranıyor. Hepsini birden düzeltmek gerekmiyor; en çok satan ürünlerden başlayıp ilerlemek işi görüyor.
Panelde yazdığınız alanlar sayfaya yansıyor mu?
Hazır altyapılarda panel ile sayfa arasında fark olabiliyor. Üç komut, doldurduğunuz alanların gerçekten basıldığını doğruluyor.
curl -s https://magazaniz.com/ornek-kategori | grep -o '<title>[^<]*'
curl -s https://magazaniz.com/ornek-kategori | grep -o 'name="description" content="[^"]*'
curl -s https://magazaniz.com/ornek-kategori | grep -o '<h1[^>]*>[^<]*'
Üçünün de panelde yazdığınız metni döndürmesi gerekiyor. Başlık otomatik üretilmiş hâliyle geliyorsa alan kaydedilmemiş ya da tema kendi kalıbını dayatıyor demektir; ikisi farklı sorun ve çözümleri de farklı.
Terminal kullanmıyorsanız sayfayı tarayıcıda açıp kaynağı görüntüleyerek aynı etiketleri arayabilirsiniz.
Özetle
İki altyapı da SEO için gerekeni sunuyor; eksik olan genelde kullanım. Panelde yapılabilecek her şeyi bitirmeden tema ve destek tarafına geçmeyin. Kategori metinleri en büyük kazanç, yönlendirme temizliği en acil iş. Altyapının sabit sınırlarıyla uğraşmak yerine, değiştirilebilir olanları doğru tarafa çekmek daha verimli.
Kaynaklar
SEO raporu aldınız: şimdi ne yapmalı?

Kısa cevap: raporu bir yapılacaklar listesine çevirin, maddeleri etki ve emek ölçütüne göre sıralayın, her maddenin yanına kimin yapacağını yazın. Uygulanmayan rapor masraf; uygulanan rapor yatırım. Aradaki fark raporun kalitesinde değil, sonrasında ne yapıldığında.
Elimden geçen işlerde şunu çok gördüm: iyi hazırlanmış bir denetim raporu bir klasörde duruyor, aylar geçmiş, hiçbir maddesi uygulanmamış. Bunun sebebi genelde tembellik değil, raporun uygulanabilir hâlde olmaması ya da uygulayacak kişinin belli olmaması.
İyi bir raporda ne olmalı?
Rapor bir tespit listesi değil, bir eylem planı olmalı. Ayırt eden şeyler şunlar:
- Her maddenin gerekçesi. Neden yapılması gerektiği bir cümleyle yazılı olmalı. Gerekçesiz madde uygulanmıyor, çünkü kimse neden yaptığını bilmiyor.
- Nerede yapılacağı. Hangi panelde, hangi ekranda, hangi dosyada. “Başlık etiketleri düzeltilmeli” bir madde değil, bir temenni.
- Etkilenen sayfa listesi. Kaç sayfa etkileniyor ve hangileri. Üç sayfayı etkileyen bir sorun ile üç yüz sayfayı etkileyen bir sorun aynı öncelikte olamaz.
- Tahmini emek. Yarım saat mi, iki gün mü. Bu bilgi olmadan planlama yapılamıyor.
- Kimin yapacağı. Panelden yapılacak işler ile yazılımcı gerektiren işler ayrılmış olmalı.
- Nasıl doğrulanacağı. İşin yapıldığı nereden anlaşılacak.
Son madde en çok atlanan ve en çok işe yarayan. Doğrulama yöntemi yazılı olmayan bir madde, uygulandıktan sonra bile “yapıldı mı” tartışması yaratıyor.
Raporda olmaması gereken şeyler de var: araç ekran görüntülerinden oluşan sayfalar, bağlamı olmayan puanlar, ve aynı cümlenin her müşteri raporunda tekrarlanan hâli. Bir rapor sizin siteniz hakkında bir şey söylemiyorsa, size göre hazırlanmamış demektir.
Maddeler nasıl önceliklendirilir?
İki ölçüt yeterli: etki ve emek. Dört kutu çıkıyor ve sıra kendiliğinden oluşuyor.
| Etki | Emek | Ne zaman | Örnek |
|---|---|---|---|
| Yüksek | Düşük | Hemen | noindex etiketini kaldırmak, 404 yönlendirmesi |
| Yüksek | Yüksek | Planla | Kategori metinlerinin yazılması |
| Düşük | Düşük | Boşlukta | Görsel alt text |
| Düşük | Yüksek | Erteleyin | Tema sıfırdan yazımı |
Birinci satırla başlayın. Orada genelde üç beş madde oluyor ve hepsi bir günde bitiyor. Bu maddeler aynı zamanda en hızlı sonuç verenler, yani ekibe güven veriyorlar.
Dördüncü satırı listeden silmeyin, sadece sona koyun. Zamanla etkisi değişebiliyor ve kaydının durması işe yarıyor.
Bir şey daha: etkisi birbirine bağlı maddeler var. Dizine alma engeli varken içerik yazmak boşa emek. Bağımlılıkları işaretleyin, sıra ona göre kurulsun.
Kim uygular?
Bu sorunun cevabı belirsizse rapor uygulanmıyor. Maddeleri üç gruba ayırın.
Panelden yapılabilenler. Başlık ve açıklama alanları, kategori metinleri, yönlendirmeler, görsel alt text alanları. Bunları site sahibi ya da pazarlama ekibi yapabiliyor; yazılımcı gerekmiyor.
Tema ya da kod gerektirenler. Başlık etiketi sırası, kanonik, işaretleme, hız düzenlemeleri. Bunlar için Liquid, PHP ya da ilgili altyapıyı bilen biri gerekiyor.
Karar gerektirenler. Hangi sayfaların kapatılacağı, hangi kategorilerin birleştirileceği, altyapı değiştirilip değiştirilmeyeceği. Bunlar teknik değil iş kararı ve sizin vermeniz gerekiyor.
Üçüncü grup en çok tıkanan yer. Danışman karar veremez, çünkü ticari sonuçları var. Karar verilmeyince de uygulama başlamıyor. Raporu aldığınızda önce bu gruba bakın ve kararları verin.
İkinci grup için içeride kimse yoksa, uygulamayı da yapan biriyle çalışmak gerekiyor. Rapor veren ile uygulayan farklı kişiler olduğunda araya kayıp giriyor; tespiti yapan kişi neden yaptığını biliyor, uygulayan kişi bilmiyor.
Uygulandığını nasıl anlarsınız?
Her madde için bir doğrulama yöntemi olmalı ve çoğu birkaç dakikada yapılıyor.
- Etiket değişiklikleri. Sayfanın kaynağını açıp ilgili etiketi arayın.
- Yönlendirmeler. Eski adresi açın, doğru yere gidiyor mu bakın.
- Dizine alma. Search Console’da URL denetimi yapın.
- İşaretleme. Zengin sonuç test aracına sayfayı verin.
- Hız. Değişiklikten önce ve sonra aynı sayfayı ölçün.
- Metin eklemeleri. Sayfayı oturum açmadan bir tarayıcıda açın; bazı değişiklikler sadece yöneticiye görünüyor.
Son madde şaşırtıcı sıklıkta çıkıyor. Önbellek yüzünden değişiklik yöneticiye görünüyor, ziyaretçiye görünmüyor. Kontrolü oturum açmadan yapmak bunu yakalıyor.
Ne zaman sonuç beklemeli?
Madde türüne göre değişiyor. Teknik engellerin kaldırılması günler içinde etki ediyor; içerik eklemeleri haftalar, bazen aylar sürüyor.
Uygulamaya başlamadan önce başlangıç kaydı alın. Search Console’dan son üç ayın verisini dışa aktarın. Bu olmadan altıncı ayda “işe yaradı mı” sorusuna cevap veremiyorsunuz ve tartışma his üzerinden yürüyor.
Uygulamayı toplu yapmayın. Bir hafta içinde yirmi değişiklik yaparsanız hangisinin ne yaptığını ayıramıyorsunuz. Grup grup ilerlemek, hem ölçümü hem geri alınabilirliği kolaylaştırıyor.
Rapor eskidi mi, nasıl anlaşılır?
SEO raporları bozulabilen belgeler. Üç ay önce hazırlanmış bir rapordaki maddelerin bir kısmı hâlâ geçerli, bir kısmı değil.
Şunlar olduysa raporu gözden geçirin: tema değişti, altyapı taşındı, çok sayıda yeni sayfa yayına alındı, ya da Google bir çekirdek güncelleme yayımladı.
Altı aydan eski bir rapora göre iş yapmaya başlamayın. Tespitlerin bir kısmı artık yok, bazıları da o arada oluştu. Raporu yenilemek, yanlış işi yapmaktan daha hızlı.
Rapor anlaşılmıyorsa ne yapmalı?
Sorun sizde değil. Anlaşılmayan rapor kötü yazılmış rapordur ve bunu söylemek hakkınız.
Yapılacak şey net: raporu hazırlayan kişiden her maddeyi bir cümleyle açıklamasını isteyin. Neden yapılması gerekiyor, yapılmazsa ne olur, yapılırsa ne değişir. Bu üç soruya cevap veremeyen bir madde zaten uygulanmaya değmez.
Teknik terimler konusunda da çekinmeyin. Kanonik, hreflang, tarama bütçesi gibi terimlerin ne anlama geldiğini sormak bilgisizlik değil; o terimleri açıklamadan kullanmak kötü iletişim.
Ben raporlarımda her maddenin yanına bir gerekçe cümlesi yazıyorum ve teknik terimi ilk kullandığım yerde bir parantez içinde açıklıyorum. Sebebi basit: uygulanmayan bir rapor benim için de başarısızlık.
Birden fazla rapor varsa ne olur?
İki farklı kişiden rapor aldıysanız ve maddeler çelişiyorsa, bu normal. SEO’da bazı konularda birden fazla doğru yaklaşım var.
Çelişkiyi çözmenin yolu, hangisinin daha doğru olduğunu tartışmak değil, her iki yaklaşımın gerekçesini sormak. Gerekçeler yan yana konduğunda hangisinin sizin durumunuza uyduğu genelde ortaya çıkıyor.
Gerçekten çelişen ve ikisi birden yapılamayacak maddeler varsa, birini seçip uygulayın ve sonucu ölçün. Tartışmayı sürdürmek yerine denemek daha hızlı sonuç veriyor.
Bir uyarı: iki raporun maddelerini karıştırarak uygulamayın. Her yaklaşımın bir iç tutarlılığı var ve yarısını birinden yarısını diğerinden almak ikisinin de mantığını bozuyor.
Uygulama için takip nasıl kurulur?
Karmaşık bir araca gerek yok. Bir tablo yeterli ve şu sütunlar işi görüyor: madde, gerekçe, kim yapacak, tahmini emek, durum, doğrulama yöntemi, tamamlanma tarihi.
Durum sütununu üç değerle tutun: bekliyor, yapılıyor, bitti. Dört ve üzeri değer kullanmak takibi zorlaştırıyor.
Haftada bir on beş dakikalık bir gözden geçirme yeterli. Bu kadar basit bir düzen, en iyi raporun klasörde kalmasını önlüyor ve pratikte raporun kalitesinden daha fazla fark yaratıyor.
Rapor mu, uygulama mı satın almalı?
Bu soruyu baştan netleştirmek, raporun klasörde kalmasını önlüyor.
Sadece rapor almak şu durumda mantıklı: içinizde uygulayacak bir ekip var, panele erişimi olan ve teknik tarafı anlayan biri bulunuyor. O zaman dışarıdan alınan şey yön gösterme oluyor ve bu daha ekonomik.
Uygulamayı da içeren bir hizmet şu durumda mantıklı: içinizde kimse yok ya da olan kişinin zamanı yok. Bu durumda rapor almak, yapılmayacak işlerin listesini satın almak oluyor.
Orta bir yol da var: rapor dışarıdan alınır, panelden yapılabilecek maddeler sizin ekip tarafından uygulanır, kod gerektiren maddeler için dışarıdan destek alınır. Bu modelde kimin neyi yaptığının net olması tek şart.
Ben ikinci modelde çalışıyorum, yani uygulamayı da yapıyorum. Sebebi tercihten çok gözlem: tespiti yapan kişi neden yaptığını biliyor, uygulayan kişi bilmiyor ve araya kayıp giriyor.
Üç ay sonra ne görmelisiniz?
Yüksek etkili maddelerin bitmiş olması, teknik tarafta ölçülebilir bir iyileşme ve gösterim tarafında bir hareket. Üçü de yoksa sorun raporda değil uygulama düzeninde, ve konuşmayı açmanın zamanı gelmiş demektir.
Özetle
Raporu yapılacaklar listesine çevirin. Etki ve emek ölçütüyle sıralayın, yüksek etki ve düşük emek maddeleriyle başlayın. Her maddenin yanına kimin yapacağını ve nasıl doğrulanacağını yazın. Karar gerektiren maddeleri önce siz karara bağlayın. Başlangıç kaydı almadan uygulamaya başlamayın.
Son bir not
Raporun değeri sayfa sayısında değil, kaç maddesinin uygulandığında. Yirmi maddelik bir rapordan altı madde uygulanmışsa, altmış maddelik ama hiç uygulanmamış bir rapordan daha fazla iş yapmış olur.
Kaynaklar
Yapay zekâ botlarını engellemeli miyim? GPTBot, ClaudeBot, PerplexityBot

Kısa cevap: cevaplarda görünmek istiyorsanız açık tutun. Engellemek içeriğinizin eğitim verisine girmesini azaltıyor, ama sizi cevaplardan da çıkarıyor. Karar, içeriğinizin size ne kazandırdığına bağlı ve her site için aynı değil.
Bu konuda net bir doğru cevap yok, bu yüzden önce botların ne yaptığını ayırmak gerekiyor. Hepsi aynı işi yapmıyor ve hepsini aynı kefeye koymak yanlış kararlara yol açıyor.
Hangi bot ne için geliyor?
İki ayrı iş var ve bu ayrım kararın merkezinde duruyor. Bazı botlar modeli eğitmek için içerik topluyor; bazıları kullanıcı bir soru sorduğu anda cevabı kurmak için sayfaya geliyor.
| Bot | Kim | Ne için | Engellenirse |
|---|---|---|---|
| GPTBot | OpenAI | Model eğitimi için tarama | İçerik eğitim verisine girmez |
| OAI-SearchBot | OpenAI | Arama ve cevap kurma | Cevaplarda kaynak gösterilmezsiniz |
| ChatGPT-User | OpenAI | Kullanıcı bir adres verdiğinde o sayfayı okuma | Kullanıcı sayfanızı açtıramaz |
| ClaudeBot | Anthropic | Tarama | İçerik alınmaz |
| PerplexityBot | Perplexity | Arama ve cevap kurma | Cevaplarda görünmezsiniz |
| Google-Extended | Google’ın yapay zekâ ürünleri | Arama sıralamanız etkilenmez | |
| Googlebot | Arama dizini | Arama sonuçlarından çıkarsınız |
Tablodaki son iki satır çok önemli ve sık karıştırılıyor. Google-Extended’i engellemek arama sıralamanızı etkilemiyor; sadece Google’ın yapay zekâ ürünlerinde içeriğinizin kullanılmasını sınırlıyor. Googlebot’u engellemek ise sizi arama sonuçlarından çıkarıyor. İkisini karıştırmak ciddi bir hata.
İkinci ve üçüncü satır da ayrı değerlendirilmeli. Eğitim için gelen botu engelleyip cevap kurmak için geleni açık tutmak mümkün. Böylece içeriğiniz eğitim verisine girmiyor ama cevaplarda kaynak olarak gösterilebiliyorsunuz.
Engellerseniz ne olur?
Kazandığınız şey: içeriğiniz model eğitiminde kullanılmıyor. Telif konusunda hassas bir işletmeyseniz ya da içerik satıyorsanız bu önemli bir kazanç.
Kaybettiğiniz şeyler:
- Sohbet araçlarının cevaplarında kaynak olarak gösterilmiyorsunuz
- O cevaplardan gelen yönlendirme trafiğini alamıyorsunuz
- Rakipleriniz o cevaplarda yer alıyor, siz yer almıyorsunuz
- Marka adınız sorulduğunda araç sizin sitenize bakamıyor, başka kaynaklardan bilgi kuruyor
Son madde çoğu zaman atlanıyor ve sonucu can sıkıcı. Kendi sitenizi kapatırsanız, araç sizin hakkında bilgiyi üçüncü taraf kaynaklardan topluyor. O kaynaklardaki bilgi eski ya da yanlışsa düzeltme şansınız kalmıyor.
Açık tutarsanız ne olur?
Kazandığınız şey: cevaplarda görünme ihtimali ve oradan gelen trafik. Bu trafik hacim olarak küçük ama niteliği yüksek oluyor; gelen kişi cevapta sizi gördüğü için geliyor.
Kaybettiğiniz şey: içeriğinizin eğitim verisinde kullanılması ve bunun üzerinde kontrolünüzün olmaması.
Benim müşterilerimde varsayılan tercihim açık tutmak. Sebebi şu: çoğu işletme için içerik, ürünü satmaya hizmet eden bir araç; ürünün kendisi değil. Blog yazısının kopyalanması bir kayıp değil, o yazının müşteri getirmemesi kayıp.
Ama bu her iş için doğru değil. İçeriğin kendisini satan bir yayıncıysanız, abonelikle para kazanıyorsanız ya da özel araştırma yayımlıyorsanız hesap değişiyor.
robots.txt nasıl yazılır?
Kurallar dosyanın kökünde, siteniz.com/robots.txt adresinde durur. Bot adı ve kuralı yazılır.
Hepsini açık tutmak için özel bir şey yapmanız gerekmiyor; dosyada o botla ilgili bir kural yoksa erişim açık demektir.
Eğitim taramasını kapatıp cevap kurmayı açık tutmak için:
User-agent: GPTBot
Disallow: /
User-agent: ClaudeBot
Disallow: /
User-agent: Google-Extended
Disallow: /
User-agent: OAI-SearchBot
Allow: /
User-agent: PerplexityBot
Allow: /
Hepsini kapatmak için:
User-agent: GPTBot
Disallow: /
User-agent: OAI-SearchBot
Disallow: /
User-agent: ChatGPT-User
Disallow: /
User-agent: ClaudeBot
Disallow: /
User-agent: PerplexityBot
Disallow: /
User-agent: Google-Extended
Disallow: /
Bir uyarı: User-agent: * satırının altına yazdığınız kural bütün botlar için geçerli oluyor, Googlebot dahil. Yapay zekâ botlarını kapatmak isterken arama motorunu kapatmak, gördüğüm en pahalı robots.txt hatası.
Bir uyarı daha: robots.txt bir rica, bir engel değil. Kurallara uyan botlar uyuyor, uymayanlar için sunucu tarafında engelleme gerekiyor.
Shopify ve kapalı altyapılarda nasıl yapılır?
Shopify’da robots.txt doğrudan düzenlenmiyor ama robots.txt.liquid adında bir tema şablonu oluşturularak kurallar değiştirilebiliyor. Tema bölümünden Kodu düzenle, sonra yeni şablon.
ikas ve benzeri kapalı altyapılarda panelden dosya düzenlemesi olmayabiliyor. O durumda destek tarafına başvurmak ya da tema üzerinden çözüm aramak gerekiyor.
Kendi yazılımınız varsa dosyayı statik olarak sunmak en basiti. Dinamik olarak üretiyorsanız içerik tipinin düz metin olmasına dikkat edin.
Güvenlik duvarı tarafında ne oluyor?
Burası en çok sürpriz yaşanan yer. Pek çok sitede yapay zekâ botları robots.txt’de açık ama güvenlik duvarı ya da CDN tarafından engelleniyor ve kimsenin haberi yok.
Cloudflare bir dönem yapay zekâ bot engelini varsayılan olarak açtı. Bunu üst üste birkaç sitede gördüm: site sahibi botların açık olduğunu düşünüyor, panelde bir anahtar kapatıyor.
Kontrol etmenin yolu basit. Sunucu loglarında o bot adlarını arayın. Hiç görünmüyorlarsa ya hiç gelmiyorlar ya da engellenmişler. Dönen durum kodlarına bakın; 403 görüyorsanız engelleniyorlar.
Bot koruması olan sistemlerde ayrı bir risk var: hızlı istek yapan botlar saldırı sanılıp otomatik engellenebiliyor. Bu durumda engeli kaldırmak için ilgili panelde kural yazmak gerekiyor.
Karar nasıl verilir?
Tek soruyla: içeriğiniz müşteri getirmek için mi var, yoksa içeriğin kendisi mi ürün?
Birinci durumdaysanız açık tutun. Bir mobilya mağazası, bir hizmet firması, bir e-ticaret sitesi için içerik satış aracı. Cevaplarda görünmek kazanç.
İkinci durumdaysanız kapatmayı değerlendirin. Abonelikle içerik satan bir yayın, özel araştırma yayımlayan bir kurum, kurs satan bir eğitimci. Orada içeriğin serbestçe kullanılması doğrudan gelir kaybı.
Arada kaldıysanız orta yolu kullanın: eğitim taramasını kapatın, cevap kurmayı açık tutun. Bu, pratikte çoğu işletme için en dengeli ayar.
Botların geldiğini nasıl görürsünüz?
Bu soruya cevap vermeden karar vermek, karanlıkta ayar yapmak gibi. Sunucu logları size gerçekte ne olduğunu söylüyor.
Barındırma panelinizde erişim kayıtlarına ulaşabiliyorsanız, bot adlarını arayın. Göreceğiniz üç şey var: botun gelip gelmediği, hangi sayfaları okuduğu ve dönen durum kodu.
Durum kodu önemli. 200 görüyorsanız bot sayfayı alabilmiş. 403 görüyorsanız engellenmiş ve bunu robots.txt değil muhtemelen güvenlik duvarı yapmış. 404 görüyorsanız istediği adres yok.
Loglara ulaşamıyorsanız bir alternatif var: Search Console’un Tarama İstatistikleri raporu Googlebot tarafını gösteriyor ama diğer botları göstermiyor. O yüzden sunucu loguna ulaşmaya çalışmaya değer; bu alanda elde edilebilecek en güvenilir veri orada.
Trafik olarak ne kadar geliyor?
Dürüst cevap: hacim olarak az. Sohbet araçlarından gelen yönlendirme trafiği, çoğu sitede toplam trafiğin küçük bir yüzdesi.
Ama niteliği farklı. O kişi bir cevap okudu, içinde sizi gördü ve tıklamayı seçti. Yani gelen kişi rastgele bir arama sonucuna tıklayan kişiden daha hazır geliyor.
Bunu ölçmek için analitikte ayrı bir bölüm kurun. Sohbet araçlarının alan adlarından gelen yönlendirmeleri bir grupta toplayın ve dönüşüm oranını genel ortalamayla karşılaştırın. Birkaç ay sonra elinizde gerçek bir rakam oluyor, tahmin değil.
Karar bir kez mi verilir?
Hayır ve bu alanda kararı sabit tutmak mantıklı değil. Botların listesi değişiyor, yeni isimler çıkıyor, platformların davranışı değişiyor.
Altı ayda bir gözden geçirmek yeterli. Bakılacak şeyler: robots.txt’de listelenmeyen yeni bot adları var mı, güvenlik duvarı tarafında bir şey değişti mi, sohbet araçlarından gelen trafik nasıl gidiyor.
Bir de şu: kararınızı yazılı tutun. Hangi botu neden açtığınız ya da kapattığınız bir yere not edilmeli. Aksi hâlde bir yıl sonra robots.txt’deki satırların neden orada olduğunu kimse hatırlamıyor.
Kısmi engelleme mümkün mü?
Mümkün ve bazı durumlarda en mantıklısı. Bütün siteyi kapatmak yerine belirli dizinleri kapatabiliyorsunuz.
Örneğin ücretli üyelere açık bir bölüm, indirilebilir dokümanlar ya da özel araştırma yayınlarınız varsa sadece o dizinleri kapatmak, geri kalan içeriği açık tutmak anlamlı oluyor. Kuralı dizin bazında yazmak yeterli.
Bu yaklaşımın avantajı şu: tanıtım içeriğiniz cevaplarda görünmeye devam ediyor, asıl değerli içeriğiniz korunuyor. Pratikte çoğu yayıncı için tam kapatmaktan daha dengeli bir ayar.
Dikkat edilecek bir şey var: kapattığınız dizinin adı robots.txt dosyasında yazılı oluyor ve o dosya herkese açık. Yani gizli tutmak istediğiniz bir dizin adını robots.txt’ye yazmak onu duyurmak anlamına geliyor. Gerçekten korunması gereken içerik için erişim kontrolü gerekiyor, robots.txt değil.
Botlar gerçekten geliyor mu?
Karar vermeden önce sunucu loguna bakın. Hangi botun geldiğini, hangi sayfaları okuduğunu ve hangi kodu aldığını orada görüyorsunuz.
grep -E 'GPTBot|ClaudeBot|PerplexityBot|OAI-SearchBot|Google-Extended' access.log | awk '{print $9}' | sort | uniq -c | sort -rn
Çıktıda 200 görüyorsanız botlar sayfaları alabiliyor. 403 görüyorsanız engelleniyorlar ve bunu robots.txt değil büyük ihtimalle güvenlik duvarı ya da CDN yapıyor. Hiç satır dönmüyorsa ya hiç gelmemişler ya da kayıt tutulmuyor.
grep -E 'GPTBot|ClaudeBot|PerplexityBot' access.log | awk '{print $7}' | sort | uniq -c | sort -rn | head -20
İkinci komut hangi sayfaların okunduğunu veriyor. Bu liste, hangi içeriğinizin yapay zekâ tarafına gittiğini gösteren en doğrudan veri.
access.log dosyasını barındırma panelinizin kayıtlar bölümünden indirebilirsiniz; cPanel kullanan sunucularda ham erişim kayıtları bölümünde duruyor.
Özetle
Botları işlerine göre ayırın: eğitim için gelenler ile cevap kurmak için gelenler aynı şey değil. Çoğu işletme için en dengeli ayar, eğitim taramasını kapatıp cevap kurmayı açık tutmak. Googlebot ile Google-Extended’i karıştırmayın; birincisini kapatmak sizi arama sonuçlarından çıkarıyor. Ve kararı vermeden önce sunucu kaydına bakın, botların gerçekten gelip gelmediğini görün.
Kaynaklar
WordPress siteniz neden yavaş?

Kısa cevap: WordPress’te yavaşlık neredeyse her zaman dört yerden geliyor. Eklentiler, tema, görseller ve barındırma. Önce ölçüm yapılır, hangisinin ne kadar payı olduğu çıkarılır, sonra müdahale edilir. Tahminle başlayan hız çalışmaları genelde yanlış yere emek harcıyor.
Hız konusunda en çok gördüğüm hata şu: bir önbellek eklentisi kuruluyor, sorun çözülmüş sayılıyor. Önbellek bazı şeyleri iyileştiriyor ama asıl sebebi gizliyor. Sebep ortada dururken üstünü örtmek, uzun vadede işi zorlaştırıyor.
Önce nasıl ölçülür?
Ölçmeden müdahale etmeyin. İki tür veri var ve ikisine de bakmak gerekiyor.
Gerçek kullanıcı verisi. Search Console’daki Core Web Vitals raporu, sitenizi gerçekten ziyaret eden insanlardan toplanan veriyi gösteriyor. Hangi sayfa gruplarının yavaş olduğunu buradan görüyorsunuz. Bu veri yirmi sekiz günlük bir pencereye dayanıyor, yani dünkü değişikliğin etkisi burada hemen görünmüyor.
Laboratuvar ölçümü. PageSpeed Insights ya da tarayıcının kendi araçları. Bu ölçüm anlık ve tekrarlanabilir, yani bir değişikliğin etkisini hemen görmek için uygun.
İkisini birlikte kullanın. Gerçek kullanıcı verisi nereye bakılacağını söylüyor, laboratuvar ölçümü neyin değiştiğini söylüyor.
Ölçerken mobile bakın. Google siteleri mobil sürümden değerlendiriyor ve mobilde durum neredeyse her zaman masaüstünden kötü. Masaüstünde yeşil görünen bir site mobilde kırmızı olabiliyor.
Bir de şu: tek bir sayfayı ölçüp karar vermeyin. Ana sayfa, bir kategori sayfası, bir yazı sayfası ve bir ürün sayfası ölçün. Yavaşlık genelde belirli bir sayfa türünde toplanıyor ve bu bilgi sebebi daraltıyor.
Eklentiler ne kadar pay alıyor?
Genelde en büyük pay burada. Her eklenti sayfaya kendi JavaScript ve CSS dosyasını ekliyor, o sayfada kullanılmasa bile.
Eklenti sayısı tek başına bir ölçüt değil. Beş hafif eklenti, iki ağır eklentiden iyi. Yük yaratan tipik türler şunlar:
- Sayfa kurucu eklentiler
- Slider ve galeri eklentileri
- Sosyal medya besleme eklentileri
- Canlı sohbet araçları
- Her sayfada çalışan istatistik ve ısı haritası eklentileri
- İlgili yazılar ve popüler yazılar eklentileri
Son madde şaşırtıcı olabilir ama bazı ilgili yazı eklentileri her sayfa açılışında veritabanında ağır bir sorgu çalıştırıyor. Trafiği yüksek sitelerde bu tek başına sunucuyu zorluyor.
Pratik kontrol: bir yazı sayfasını tarayıcının geliştirici araçlarında açın, ağ sekmesinde yüklenen dosyaları boyuta göre sıralayın. En büyük dosyaların hangi eklentiden geldiğine bakın. Tanımadığınız bir dosya varsa, o eklentinin ne işe yaradığını sorgulayın.
Devre dışı bırakmak yetmiyor, silmek gerekiyor. Devre dışı bir eklenti sayfaya dosya eklemiyor ama veritabanında kayıtları duruyor ve güncelleme uyarısı üretiyor.
Tema ne kadar etkiliyor?
Çok amaçlı ve her şeyi yapan temalar genelde ağır oluyor. Sebebi şu: o tema sizin kullanmadığınız yirmi özelliği de taşıyor ve o özelliklerin kodu her sayfada yükleniyor.
Sayfa kurucu eklentilerle birlikte kullanıldığında yük daha da artıyor. Bir sayfa kurucuyla yapılmış bir sayfa, aynı görünümün elle yazılmış hâlinden çok daha fazla kod üretiyor.
Tema değiştirmek radikal bir karar ve hafife alınmamalı; SEO açısından da riskli, çünkü başlık yapısı ve işaretleme tema tarafında duruyor. Ama hız sorunu temadan geliyorsa başka çözüm olmuyor.
Tema değiştirmeden önce şu testi yapın: varsayılan bir WordPress temasına geçip aynı sayfayı ölçün. Fark büyükse sebep temadadır. Fark küçükse sebep başka yerdedir ve tema değiştirmek boşa emek olur.
Görseller nasıl düzeltilir?
En kolay kazanç burada ve çoğu sitede ciddi bir fark var.
En sık görülen durum: fotoğraf makinesinden ya da telefondan çıktığı hâliyle yüklenmiş görseller. Dosya 4000 piksel genişliğinde, sayfada 800 piksel gösteriliyor. Ziyaretçi gereksiz veri indiriyor.
Yapılacaklar sırayla:
- Yüklemeden önce görseli kullanılacak boyuta indirin
- Modern bir biçim kullanın, aynı kalitede çok daha küçük dosya veriyor
- Ekranın altında kalan görsellerin geç yüklenmesini açın
- Görsellere genişlik ve yükseklik verin, sayfanın zıplamasını önlüyor
- Arka plan görsellerini de kontrol edin, çoğu zaman en büyük dosya orada
Dördüncü madde hız puanından çok deneyimi etkiliyor. Boyut verilmemiş görseller yüklendikçe sayfa kayıyor ve ziyaretçi yanlış yere tıklıyor.
Zaten yüklenmiş yüzlerce görsel varsa bunları toplu işleyen eklentiler var. Ama işlemeden önce yedek alın; sıkıştırma geri alınamıyor.
Barındırma ne zaman sorun oluyor?
Paylaşımlı barındırmada sunucu kaynakları başka sitelerle paylaşılıyor. Komşunuz yoğun çalışıyorsa sizin siteniz yavaşlıyor ve bunu kontrol edemiyorsunuz.
Belirtisi şu: sayfa boyutu küçük, dosya sayısı az, ama sunucunun ilk yanıt süresi uzun. Bu durumda görsel sıkıştırmanın ya da eklenti temizliğinin faydası sınırlı kalıyor; sorun sizin tarafınızda değil.
Search Console’daki Tarama İstatistikleri raporu da bilgi veriyor. Sunucu yanıt sürelerinde yüksek bir ortalama ya da 5xx hatalarında sıçrama varsa barındırma tarafına bakılması gerekiyor.
Barındırma değiştirmek çoğu zaman en etkili tek müdahale oluyor, ama en son denenmesi gereken de bu. Önce kendi tarafınızdaki yükü azaltın; aynı sunucuda ciddi iyileşme sağlayabiliyorsunuz.
Önbellek eklentisi çözüm mü?
Yardımcı oluyor ama çözüm değil. Önbellek, sayfanın her istekte yeniden üretilmesini önleyerek sunucu yükünü azaltıyor. Bu gerçek bir kazanç.
Ama önbellek, sayfanın içindeki ağır dosyaları hafifletmiyor. Dört megabaytlık bir görsel önbellekten de dört megabayt olarak geliyor. Yani önbellek sunucu tarafını iyileştiriyor, tarayıcı tarafını iyileştirmiyor.
Bir de şu risk var: agresif ayarlanmış önbellek eklentileri sayfaların bozuk görünmesine yol açabiliyor. Önbellek kurduktan sonra siteyi oturum açmadan bir tarayıcıda gezip kontrol edin.
Hız sıralamayı ne kadar etkiliyor?
Doğrudan etkisi var ama sanıldığı kadar büyük değil. Hız, Google’ın değerlendirdiği sinyallerden biri; tek başına belirleyici değil.
Pratikte şunu görüyorum: çok yavaş bir site cezalandırılıyor, makul hızda bir siteyi daha da hızlandırmak sıralamada belirgin bir fark yaratmıyor. Yani eşiği geçmek önemli, mükemmelleştirmek değil.
Dolaylı etkisi daha büyük. Yavaş sayfadan ziyaretçi çıkıyor, dönüşüm düşüyor, mobil kullanıcı hiç beklemiyor. Hız çalışmasının karşılığı genelde sıralamada değil dönüşümde görünüyor.
Büyük sitelerde bir etki daha var: çok yavaş bir site Google’ın tarama hızını düşürüyor ve yeni sayfaların dizine girmesi uzuyor. Bin sayfanın üzerindeki sitelerde bu gerçek bir konu.
Hangi işten başlamalı?
| Sıra | İş | Süre | Etki |
|---|---|---|---|
| 1 | Ölçüm, mobil ve masaüstü | 1 saat | Yön belirliyor |
| 2 | Kullanılmayan eklentileri silmek | 2 saat | Yüksek |
| 3 | En büyük görselleri düzeltmek | Yarım gün | Yüksek |
| 4 | Önbellek kurmak ve ayarlamak | 2 saat | Orta |
| 5 | Tema değerlendirmesi | 1 gün | Değişken |
| 6 | Barındırma değişikliği | 1-2 gün | Yüksek ama riskli |
İlk üç madde bir günde bitiyor ve çoğu sitede yeterli oluyor. Sondaki iki madde daha büyük kararlar ve ancak ilk dördü yapıldıktan sonra anlamlı hâle geliyor.
Veritabanı şişmesi bir konu mu?
Eski sitelerde evet. WordPress her yazı düzenlemesinde bir revizyon kaydı tutuyor, eklentiler geçici kayıtlar bırakıyor ve silinen içeriklerin artıkları tablolarda kalıyor.
Beş yıldır çalışan bir sitede veritabanının gereğinden kat kat büyük olduğunu sık görüyorum. Bu doğrudan sayfa hızını değil, yönetim panelinin ve arama işlemlerinin hızını etkiliyor. Trafiği yüksek sitelerde etkisi ziyaretçiye de yansıyor.
Temizlik yapmadan önce mutlaka yedek alın. Veritabanı işlemleri geri alınamıyor ve yanlış silinen bir tablo sitenin çalışmamasına yol açabiliyor.
Hangi eklenti yavaşlatıyor, nasıl bulunur?
Tek tek deneyerek. Yöntem sıkıcı ama kesin sonuç veriyor.
Bir deneme ortamında bütün eklentileri devre dışı bırakın ve bir sayfayı ölçün. Sonra eklentileri birer birer açıp her açılıştan sonra aynı sayfayı tekrar ölçün. Ölçümde belirgin bir sıçrama olduğu an, o eklentiyi bulmuş olursunuz.
Bunu canlı sitede yapmayın. Ziyaretçiler bozuk bir site görür ve ölçümünüz de gerçek trafik yüzünden tutarsız olur.
Suçluyu bulduktan sonra üç seçeneğiniz var: eklentiyi daha hafif bir alternatifle değiştirmek, sadece ihtiyaç duyulan sayfalarda yüklenmesini sağlamak, ya da o işlevden vazgeçmek. Üçüncüsü kulağa sert geliyor ama bazı eklentilerin getirdiği fayda, bindirdiği yükü karşılamıyor.
Ne kadar hızlı yeterli?
Mükemmel puan peşine düşmeyin. Eşiği geçmek önemli, yüz puan almak değil. Mobilde gerçek kullanıcı verisinin iyi aralıkta olması çoğu site için yeterli ve o noktadan sonra harcanan emeğin karşılığı azalıyor.
Hangi dosya en çok yükü getiriyor?
Tarayıcı araçlarına girmeden, sayfanın çektiği dosyaları ve boyutlarını komut satırından çıkarabilirsiniz.
curl -s https://siteniz.com/ | grep -o 'src="[^"]*.js"|href="[^"]*.css"' | cut -d'"' -f2 | sort -u | while read f; do
echo "$(curl -s -o /dev/null -w '%{size_download}' "$f") $f"
done | sort -rn | head -15
Çıktı, en büyük on beş dosyayı boyutuyla birlikte veriyor. Listenin başında tanımadığınız bir dosya adı varsa, büyük ihtimalle bir eklentiden geliyor ve o eklentinin gerçekten gerekli olup olmadığını sorgulamanın zamanı gelmiş demektir.
Göreli adresler için script’i alan adıyla tamamlamanız gerekebilir; en büyük dosyalar genelde tam adresle geldiği için pratikte sorun çıkmıyor.
Özetle
Ölçün, sonra müdahale edin. Eklenti temizliği ve görsel düzeltmesi bir günde yapılıyor ve kazancın büyüğü orada. Önbellek yardımcı ama sebebi gizliyor. Tema ve barındırma değişikliği son çare. Hızın karşılığı çoğu zaman sıralamada değil dönüşümde görünüyor.
Kaynaklar
Shopify tema düzenleme: editörle yapılamayanlar

Kısa cevap: tema editörü görünümü ve yerleşimi değiştirir, sayfanın kaynak kodunda ne yazdığını değiştirmez. SEO tarafındaki pek çok düzeltme ikinci gruba giriyor ve kod düzenlemesi gerektiriyor. Hangisinin hangisi olduğunu bilmek zaman kazandırıyor.
Mağaza sahipleriyle en çok şu noktada takılıyoruz: editörde bir ayar aranıyor, bulunamıyor ve “Shopify bunu yapmıyor” sonucuna varılıyor. Çoğu zaman yapılıyor, sadece editörde değil.
Editör neyi yapar?
Tema editörü bölüm bazlı çalışıyor. Yapabildikleri şunlar:
- Bölümleri ekleme, kaldırma ve sıralarını değiştirme
- Renk, yazı tipi ve boşluk ayarları
- Metin ve görsel içeriğini değiştirme
- Menü yapısını düzenleme
- Mobil ve masaüstü için ayrı görünüm ayarları
- Temanın kendi sunduğu ayarları açıp kapatma
Son madde belirleyici. Editörde görebildiğiniz şey, temayı yazan kişinin ayar olarak sunmayı seçtiği şeydir. Sunmadığı bir ayar editörde yok ve bu Shopify’ın değil temanın sınırı.
Bu yüzden tema seçimi sandığınızdan daha önemli. İyi yazılmış bir tema, editörden pek çok şeyi düzenlenebilir hâlde sunuyor; aceleyle yazılmış bir tema her küçük değişiklik için kod gerektiriyor.
Editör neyi yapmaz?
Kaynak kodda duran ve sayfanın yapısını belirleyen şeyleri yapmıyor.
| İş | Editörde var mı | Nerede yapılır |
|---|---|---|
| Başlık etiketi sırası | Hayır | Tema dosyası |
| Kanonik etiketi | Hayır | theme.liquid |
| Schema işaretlemesi | Genelde hayır | Tema dosyası |
| Kırıntı yolu | Bazı temalarda | Tema dosyası |
| robots.txt kuralları | Hayır | robots.txt.liquid |
| Görsel boyut ve yükleme biçimi | Kısmen | Tema dosyası |
| Koleksiyon metni konumu | Bazı temalarda | Tema dosyası |
| Kullanılmayan uygulama kodu | Hayır | Tema dosyası |
Tablodaki ilk iki satır SEO açısından en kritik olanlar. Başlık sırası bozuksa her sayfanın H1’i yanlış olabiliyor; kanonik bozuksa kopya adresler oluşuyor. İkisi de editörde görünmüyor ve ikisi de sessizce zarar veriyor.
Kod ne zaman gerekiyor?
Şu durumlarda kod düzenlemesi kaçınılmaz oluyor:
Başlık yapısı bozuksa. Logo H1 olarak işaretlenmişse ya da sayfada iki H1 varsa. Düzeltmesi küçük ama editörden yapılmıyor.
Kanonik etiketi yanlışsa. Özellikle elden geçirilmiş temalarda oluyor. Ürün koleksiyon altındaki adresinden açıldığında kanonik kısa adrese işaret etmiyorsa kopya adres üretiliyor.
Koleksiyon metnini ürün listesinin altına almak gerekiyorsa. Çoğu tema metni üste koyuyor. Alta almak hem dönüşüm hem deneyim açısından daha iyi ve bu bir şablon değişikliği.
Schema işaretlemesi eksikse ya da hatalıysa. Ürün, kırıntı yolu ve organizasyon işaretlemeleri tema tarafında duruyor.
Kaldırılan uygulamaların artıkları kalmışsa. Uygulama silindikten sonra temada bıraktığı kod parçaları duruyor ve her sayfada yükleniyor. Shopify bunları kendi temizlemiyor.
robots.txt kuralları değişecekse. robots.txt.liquid şablonu oluşturulması gerekiyor.
Kod düzenlemeden önce ne yapılmalı?
Tema dosyalarına dokunmadan önce iki şey: yedek ve deneme.
Shopify’da temanın kopyasını almak tek tıklamayla yapılıyor. Değişiklikleri kopya üzerinde yapın, kontrol edin, sonra yayına alın. Canlı temada doğrudan düzenleme yapmak, mağazanın birkaç dakika bozuk görünmesi riskini taşıyor.
Bir de değişiklik kaydı tutun. Hangi dosyada neyi neden değiştirdiğinizi yazan basit bir not yeter. Tema güncellemesi geldiğinde bu kayıt işinize yarıyor; onsuz hangi değişikliğin sizden hangisinin temadan geldiğini ayırmak zor.
Tema güncellemesinde ne oluyor?
Burası kod düzenlemenin asıl bedeli ve genelde baştan düşünülmüyor.
Tema güncellendiğinde yeni sürüm kurulmuş oluyor ve sizin elle yaptığınız değişiklikler yeni sürümde yok. Yani her güncellemede değişiklikleri yeniden uygulamak gerekiyor.
Bunu azaltmanın yolları var:
- Mümkün olan yerde editör ayarını tercih edin, kod düzenlemesini son çare olarak kullanın
- Değişiklikleri mümkün olduğunca az dosyaya toplayın
- Her değişikliği yorum satırıyla işaretleyin, güncellemede bulmak kolaylaşır
- Değişiklik kaydını güncel tutun
- Uygulama ile çözülebilecek bir şeyi kodla çözmeyin
Son maddenin tersi de doğru: uygulamayla çözülebilecek ama her sayfaya yük bindirecek bir şey için kod daha iyi. Karar, o işin ne sıklıkta değişeceğine bakarak verilir.
Örnek durumlar
Pratikte en sık karşılaştığım dört durum ve nasıl çözüldükleri.
Koleksiyon sayfasında metin alanı yok. Panelde açıklama yazılıyor ama sayfada görünmüyor, çünkü tema o alanı basmıyor. Çözüm, koleksiyon şablonuna açıklama alanını eklemek. Küçük bir değişiklik, etkisi büyük.
Her sayfada marka adı H1 olarak çıkıyor. Logo linki H1 ile sarılmış. Çözüm, logoyu bir linke çevirip H1’i sayfa başlığına vermek.
Ürün görselleri gereğinden büyük yükleniyor. Tema görseli sabit boyutta istiyor ve mobilde de aynı dosyayı indiriyor. Çözüm, duyarlı görsel etiketlerini kullanmak.
Mağaza silinen uygulamaların kodunu taşıyor. Çözüm, tema dosyalarında o uygulamanın bıraktığı parçaları bulup kaldırmak. Sıkıcı bir iş ama hız tarafında ölçülebilir fark yaratıyor.
Bu işi kim yapmalı?
Liquid bilen biri. Shopify temaları Liquid şablon diliyle yazılıyor ve HTML ile CSS bilgisi tek başına yetmiyor.
Küçük düzeltmeler için yazılımcıya gerek olmuyor; yapılacak şey netse ve yedek alınmışsa mağaza sahibi de yapabiliyor. Ama şablon yapısına dokunan değişikliklerde Liquid bilen birinin bakması daha güvenli.
Ben bu düzeltmeleri kendim yapıyorum, çünkü SEO tarafındaki tespitin uygulamasını başka birine devretmek genelde araya kayıp giriyor. Tespit edilen şeyin neden yapıldığını bilen kişinin uygulaması daha isabetli oluyor.
Uygulama mı, kod mu?
Pek çok işi hem bir uygulamayla hem kod düzenlemesiyle çözmek mümkün ve seçim ölçüte bağlı.
| Durum | Daha uygun olan | Neden |
|---|---|---|
| Sık değişen bir içerik | Uygulama | Her değişiklik için kod gerekmiyor |
| Her sayfada çalışacak bir şey | Kod | Uygulama yükü her sayfaya biniyor |
| Tek seferlik yapısal düzeltme | Kod | Uygulama gereksiz bağımlılık yaratıyor |
| Ekibin yönetmesi gereken bir şey | Uygulama | Panelden yönetilebilir olması önemli |
| SEO etiketleri ve işaretleme | Kod | Doğrudan şablonda duruyor |
Pratikte en çok gördüğüm hata üçüncü satır. Tek seferlik bir düzeltme için uygulama kurulması, sonra o uygulamanın aylarca ücret alıp her sayfaya dosya eklemesi. Bir kere yapılacak bir iş için kalıcı bir bağımlılık kurmaya değmiyor.
Hız tarafında ne kazanılır?
Tema düzenlemesinin ölçülebilir en net kazancı burada çıkıyor. Kullanılmayan uygulama kodunu kaldırmak, gereksiz yazı tipi dosyalarını azaltmak ve görselleri duyarlı hâle getirmek üç kalem olarak toplamda ciddi fark yaratıyor.
Ölçümü değişiklikten önce ve sonra yapın. Bir ürün sayfası seçin, tarayıcının geliştirici araçlarında yüklenen toplam veri miktarını ve dosya sayısını not edin. Düzenleme sonrası aynı sayfayı ölçün. Aradaki fark tahmin değil, rakam.
Bu ölçümü yapmazsanız hız çalışmasının işe yarayıp yaramadığı his üzerinden tartışılıyor ve genelde sonuca varılmıyor.
Tema seçerken neye bakmalı?
Bu yazıdaki işlerin çoğu, baştan doğru tema seçilmişse hiç gerekmiyor. Tema alırken ya da değiştirirken şunlara bakın.
- Koleksiyon açıklaması için ayrı bir alan var mı ve ürün listesinin altına konabiliyor mu? En çok ihtiyaç duyulan şey bu.
- Başlık yapısı doğru mu? Demo sayfasının kaynağına bakıp her sayfada tek H1 olduğunu ve o H1’in sayfa konusunu söylediğini doğrulayın.
- Kırıntı yolu var mı? Hem gezinme hem işaretleme açısından faydalı.
- Demo sayfası ne kadar hızlı? Temanın demo adresini PageSpeed ile ölçün. Demo yavaşsa sizin mağazanız daha yavaş olacak.
- Güncelleniyor mu? Son güncelleme tarihi bir yıldan eskiyse uzak durun.
Beş maddeyi kontrol etmek yarım saat sürüyor ve sonradan aylarca uğraşmaktan kurtarıyor.
Nereden başlamalı?
Elinizde sınırlı zaman varsa sıra şöyle. Önce kanonik etiketini kontrol edin, çünkü bozuksa yaptığınız her şeyin etkisi bölünüyor. Sonra başlık yapısına bakın. Sonra koleksiyon metni alanını yerine getirin. Sonra silinmiş uygulamaların artıklarını temizleyin. En sonda görsel ve hız tarafına geçin.
İlk iki madde yarım günlük iş ve etkisi en büyük olan kısım da orası. Hız tarafı daha uzun sürüyor ve etkisi daha dolaylı, o yüzden sona kalıyor.
Çok dilli mağazada tema tarafı değişir mi?
Değişiyor ve bu baştan düşünülmüyor. Shopify’ın çeviri altyapısı metinleri çeviriyor ama tema içinde sabit yazılmış metinleri çevirmiyor.
Yani tema dosyasına elle yazdığınız bir başlık ya da buton metni, ikinci dilde Türkçe kalıyor. Bunu önlemek için metinleri çeviri dosyalarından çağırmak gerekiyor. Kod düzenlemesi yaparken buna dikkat etmek, sonradan düzeltmekten kolay.
Temanın ne bastığını nasıl görürsünüz?
Editörde göremediğiniz şeyler sayfanın kaynağında duruyor. Üç komut en sık bozulan üç şeyi kontrol ediyor.
curl -s https://magazaniz.com/products/ornek | grep -o '<link rel="canonical"[^>]*>'
curl -s https://magazaniz.com/products/ornek | grep -o '<h1[^>]*>[^<]*'
curl -s https://magazaniz.com/products/ornek | grep -c 'application/ld+json'
Birinci komut kanoniğin kısa adresi gösterdiğini, ikincisi sayfada tek bir H1 olduğunu ve o H1’in ürün adını taşıdığını, üçüncüsü yapısal veri bloğunun basıldığını doğruluyor. İkinci komut birden fazla satır döndürüyorsa sayfada birden çok H1 var demektir.
Üçü de terminalde çalışıyor. Tema değişikliği yaptıktan sonra üçünü tekrar geçirmek, canlıya alınan bozuk bir şablonu aynı dakika yakalıyor.
Özetle
Tema editörü görünümü değiştirir, kaynak kodda ne yazdığını değiştirmez. Başlık sırası, kanonik, işaretleme ve robots kuralları kod tarafında duruyor. Kod düzenlemesine girerken temanın kopyasını alın, değişiklikleri kaydedin ve her güncellemede yeniden uygulanacağını hesaba katın.
Kaynaklar
Google AI Mode ve AI Overviews: tıklamalar nereye gidiyor?

Kısa cevap: sıralamanız aynı kalıp tıklamanız düşüyorsa, cevap sonuç sayfasında veriliyor olabilir. Bunu Search Console’da gösterim ile tıklamayı yan yana koyarak görürsünüz. Çözüm sıralama çalışması değil, tıklamayı hak eden bir sebep vermek.
Bu yazı kaybı bulmaya ve ne yapılacağına odaklanıyor. Google’ın özetlerinin ne olduğunu ve nasıl oluştuğunu AI Overviews nedir yazısında anlattım.
AI Mode ile AI Overviews arasındaki fark ne?
İkisi karıştırılıyor ama farklı yerlerde duruyorlar.
AI Overviews, normal arama sonuç sayfasının üstünde çıkan özet. Siz aramayı yapıyorsunuz, sonuçlar listesi yine orada, sadece üstüne bir özet eklenmiş oluyor. Organik sonuçlar aşağı iniyor.
AI Mode, aramanın ayrı bir sekmesi gibi çalışıyor. Orada klasik sonuç listesi yok; bir sohbet akışı var ve cevapların içinde kaynak linkleri duruyor. Kullanıcı soruyu sorup takip soruları sorabiliyor.
| Başlık | AI Overviews | AI Mode |
|---|---|---|
| Nerede | Normal sonuç sayfasının üstü | Ayrı sekme ya da arayüz |
| Organik liste | Altında duruyor | Yok, kaynak linkleri var |
| Kullanım biçimi | Tek arama | Takip soruları, sohbet |
| Search Console’da görünür mü | Gösterim olarak sayılıyor | Ayrıştırılmış veri yok |
| Tıklamaya etkisi | Ölçülebilir, dolaylı | Ölçülmesi daha zor |
Son iki satır pratik açıdan en önemli. Google bu trafiği ayrı bir boyut olarak raporlamıyor, yani elinizdeki veri dolaylı. Kesin rakam veren araçlara da temkinli yaklaşmak gerekiyor; o rakamların nasıl üretildiği genelde açıklanmıyor.
Kaybı Search Console’da nasıl bulursunuz?
Üç adımda çıkıyor.
Birinci adım: Performans raporunu açın, gösterim ve tıklama kutularını birlikte işaretleyin, son on altı aya alın. İki çizgiyi üst üste görün.
İkinci adım: Aradığınız desen şu: gösterim sabit ya da artıyor, tıklama düşüyor, ortalama sıralama değişmiyor. Üçü birlikte bu hâldeyse cevap sonuç sayfasında veriliyor demektir.
Üçüncü adım: Sorgular sekmesine geçin, aynı dönem karşılaştırmasını yapın ve tıklama oranı en çok düşen sorguları sıralayın. Çıkan listeye bakın; bilgi soran, nedir ve nasıl türü sorgular üstte toplanıyorsa teşhis netleşiyor.
Bu listeyi aldıktan sonra o aramaları kendiniz yapın. Özet çıkıyor mu, çıkıyorsa kaynak olarak kimler gösterilmiş, siz var mısınız? Bu elle kontrol beş dakika sürüyor ve veriyi gözle doğruluyor.
Hangi sayfalar daha çok etkileniyor?
Dağılım eşit değil ve bu, ne yapacağınızı belirliyor.
- Tanım ve bilgi yazıları. En çok etkilenen grup. “Nedir” sorusunun cevabı özette veriliyor.
- Adım adım anlatan rehberler. Özet adımları sıralıyor, detay için tıklanıyor. Kısmen etkileniyor.
- Karşılaştırma içerikleri. Özet genel bir karşılaştırma veriyor ama somut detay için tıklama sürüyor.
- Ürün ve kategori sayfaları. Az etkileniyor. Satın alma niyetli aramalarda özet daha seyrek çıkıyor.
- Marka aramaları. Neredeyse etkilenmiyor.
Listeye bakıp panik yapmak yerine şunu görün: kaybedilen içerik türü, internette yüz kere yazılmış genel bilgiyi tekrar eden sayfalar. O sayfalar zaten kırılgandı.
Bunun ne kadar yaygın olduğunu kendi alanımda ölçtüm. SEO ile ilgili 29 Türkçe aramanın 28’inde özet çıkıyordu. Örneklem küçük ve tek konuya bakıyor, o yüzden genel bir yüzde olarak sunmuyorum. Ama kendi alanınız için pratik sonucu şu: bilgi yazılarında özetle karşılaşmak artık arızi bir durum değil, varsayılan durum.
Bu, içerik planını değiştiriyor. Tanım yazısını “özet çıkmazsa tıklanır” beklentisiyle yazmak boşa kürek çekmek oluyor. Aynı yazıyı, özetin veremeyeceği bir şey taşıyacak biçimde kurmak gerekiyor: kendi ölçtüğünüz bir rakam, güncel bir fiyat aralığı, elle hazırlanmış bir karşılaştırma. Yazıyı silmek değil, içine özette bulunamayacak bir şey koymak.
Kaynak olarak çıkmak için ne yapılır?
Özetin kaynak olarak gösterdiği sayfalar genelde o aramada zaten iyi sıralanan sayfalar. Yani klasik arama görünürlüğü hâlâ zemin.
Bunun üzerine eklenen şeyler var:
Cevabı en başta verin. Sayfanın ilk paragrafı soruyu doğrudan cevaplıyorsa alıntılanma şansı artıyor. Girişte kendinizi tanıtmaya başlarsanız alıntılanacak bir cümle bulunmuyor.
Ara başlıkları soru biçiminde kurun. Böylece her bölüm kendi başına bir cevap bloğu oluyor.
Somut bilgi koyun. Rakam, tablo, adım listesi. Belirsiz ifadeler alıntılanmıyor.
İçeriği güncel tutun. Güncellenme tarihi görünür olsun ve gerçekten güncellenmiş olsun.
Metni okunabilir hâlde sunun. İçerik tamamen JavaScript ile oluşturuluyorsa ya da görsele gömülüyse okunmuyor.
Tıklamayı hak eden sebep nasıl verilir?
Bu, işin en önemli kısmı ve en çok atlanan yeri. Özette bulunamayacak bir şey sayfada olmalı.
İşe yarayan şeyler: kendi ölçümünüzden çıkan bir rakam, güncel fiyat aralığı, stok durumu, hesaplama aracı, karşılaştırma tablosu, kendi tecrübenizden somut bir örnek, indirilebilir bir şablon.
Mevcut içeriğinizi silmeye kalkmayın. Tıklama kaybeden bir sayfa hâlâ dizinde duruyor ve hâlâ marka izi bırakıyor. Yapılacak iş silmek değil, o sayfaya özette bulunamayacak bir şey eklemek. Bu, yeni yazı yazmaktan hem daha hızlı hem daha isabetli, çünkü o sayfanın hangi aramadan trafik aldığını zaten biliyorsunuz.
Marka araması neden önem kazanıyor?
Çünkü etkilenmeyen tek alan orası. Birisi markanızın adını arıyorsa özet onun yerine geçmiyor; o kişi sizi arıyor.
Pratik sonuç şu: marka bilinirliğine yapılan yatırım, dolaylı olarak organik trafiği de koruyor. Sektör yayınlarında geçmek, kendi verinizi paylaşmak, konuşmalar yapmak, işinizi görünür kılmak. Bunların hiçbiri klasik SEO işi değil ama etkisi oraya da yansıyor.
Search Console’da marka aramalarını ayırıp ayrı takip etmeye değer. Markasız aramalarda tıklama düşerken marka aramalarında artıyorsa, tablo sandığınız kadar kötü değil.
Raporlama biçimi değişmeli mi?
Bence evet ve ben değiştirdim. Toplam trafik rakamı tek başına giderek daha az şey söylüyor.
Bunun yerine takip ettiğim şeyler: hangi aramadan kaç kişi geldi, gelenlerin kaçı talep bıraktı, marka araması ile markasız arama ayrı ayrı nasıl gidiyor, gösterim ile tıklama arasındaki makas nasıl değişiyor.
Bu kurguda yüzde on trafik düşüşü kötü bir haber olmayabiliyor; aynı dönemde talep sayısı artmışsa iş iyi gidiyor demektir. Tersi de doğru: trafik artıp talep sabit kalıyorsa yanlış aramalardan ziyaretçi geliyor.
Bu durum ne kadar kalıcı?
Dürüst cevap: kimse bilmiyor ve kesin konuşanlara temkinli yaklaşmak doğru. Arayüzler sık değişiyor, özetin çıkma sıklığı dönem dönem farklılaşıyor ve Google bu konuda ayrıntılı veri paylaşmıyor.
Gözlemlenebilen eğilim şu: bilgi soran aramalarda tıklamanın azalması ve satın alma niyetli aramaların daha değerli hâle gelmesi. Bu eğilim doğruysa pratik sonucu belli, trafik sayısını hedef almak giderek anlamsızlaşıyor.
Bu yüzden içerik planını buna göre kurmak mantıklı. Genel bilgi tekrar eden sayfalara yatırım yapmak yerine, sizden başkasında olmayan bilgiyi içeren sayfalara yatırım yapmak. İkincisi hem özete dayanıklı hem zaten daha değerli.
Ne yapmamak gerekiyor?
- İçerik silmek. Tıklama kaybeden sayfa hâlâ dizinde ve hâlâ işe yarıyor. Silmek kaybı büyütüyor.
- Botları engellemek. Google’ın tarayıcısını engellemek özetten çıkmanızı sağlıyor ama arama sonuçlarından da çıkarıyor. Bedeli kazancından büyük.
- Tek günlük veriye bakıp karar vermek. Search Console verisi dalgalanıyor; yedi günlük ortalamayla bakmak daha sağlıklı.
- Her düşüşü özete bağlamak. Sıralama da düşmüşse sebep başka yerde. Üç sinyale birlikte bakmak gerekiyor.
- Doğrulanamayan araç rakamlarına güvenmek. Anılma oranı veren araçların yöntemi genelde açıklanmıyor.
Ölçümü nasıl kurarsınız?
Bu alanda konuşmak çok kolay olduğu için basit bir takip düzeni kurmak gerekiyor. Ayda bir saat yeterli.
- Markasız aramalarınızı Search Console’da ayrı bir bölümde takip edin, marka aramalarını filtreyle ayırın.
- Gösterim ile tıklama arasındaki makası aylık not edin. Makas açılıyorsa cevap sonuç sayfasında veriliyor demektir.
- En çok tıklama kaybeden on sorguyu listeleyin ve o aramaları elle yapıp özet çıkıp çıkmadığını doğrulayın.
- Sohbet araçlarından gelen yönlendirmeleri analitikte ayrı bir bölümde takip edin.
- Talep ve satış sayısını aynı tabloya yazın, çünkü asıl ölçüt o.
Üç ay sonra elinizde bir eğilim oluyor. Kesin rakam değil ama kararı yönlendirmeye yeter. Bu alanda zaten kesin rakam yok; olduğunu söyleyen araçlara temkinli yaklaşmak doğru.
Hangi işten başlamalı?
Elinizde sınırlı zaman varsa sıra şöyle. Önce ölçümü kurun, çünkü kaybın gerçekte ne kadar olduğunu bilmeden harcanan emek yanlış yere gidiyor. Sonra en çok tıklama kaybeden beş sayfayı seçin ve her birine özette bulunamayacak bir şey ekleyin. Sonra marka tarafına bakın.
Bu sıranın mantığı şu: ilk adım bir günlük iş, ikinci adım iki haftalık, üçüncüsü aylarca süren bir iş. Sondan başlamak ilk üç ayı boşa harcamak demek.
Rakipleriniz ne durumda?
Bu kayıp size özel değil, aynı aramalarda yarışan herkes aynı durumda. Bunu bilmek kararı kolaylaştırıyor, çünkü yarışın zemini herkes için aynı şekilde kaydı.
Pratik bir kontrol: kaybettiğiniz aramaları yapıp özette kaynak olarak kimlerin gösterildiğine bakın. Sürekli aynı iki üç site çıkıyorsa, onların o sayfalarında ne olduğunu inceleyin. Genelde göreceğiniz şey somut bilgi olacak: tablo, rakam, adım listesi.
Makası kendi verinizde nasıl ölçersiniz?
Search Console’dan sorgu bazında dışa aktarım alın, sonra tıklama oranı en çok düşen sorguları çıkarın.
awk -F, 'NR>1 && $3>200 {oran=$2/$3*100; printf "%.1f%% %6d %s
", oran, $3, $1}' sorgular.csv | sort -n | head -25
Çıktı, en az iki yüz gösterim almış ve tıklama oranı en düşük yirmi beş sorguyu veriyor. Listenin başında bilgi soran, nedir ve nasıl türü sorgular toplanıyorsa teşhis netleşiyor: cevap sonuç sayfasında veriliyor.
Dosyada sütun sırası tıklama, gösterim, sorgu olmalı; Search Console dışa aktarımında bu sıra değişebiliyor, bir kez kontrol edin. Windows’ta Git Bash, macOS ve Linux’ta terminal yeterli.
Özetle
AI Overviews normal sonuç sayfasının üstünde, AI Mode ayrı bir arayüzde duruyor. Kaybı bulmak için gösterim, tıklama ve ortalama sıralamaya birlikte bakılır; gösterim sabit, tıklama düşük ve sıralama aynıysa teşhis nettir. Çözüm sıralama çalışması değil, sayfaya özette bulunamayacak bir şey eklemek.
Kaynaklar
E-ticaret kategori sayfası SEO metni nasıl yazılır?

Kısa cevap: kategori metni, o kategoriyi arayan kişinin sorusunu karşılamak için yazılır. Ürün listesinin altında durur, iki yüz ile dört yüz kelime arasında olur ve içinde seçim yapmaya yardım eden gerçek bilgi bulunur. Anahtar kelime tekrarı için yazılan metinler artık işe yaramıyor.
E-ticaret sitelerinde yaptığım işlerde en büyük kazanç neredeyse hep burada çıkıyor. Sebebi basit: kategori sayfaları mağazanın en çok arama alan sayfaları ve çoğu mağazada bu sayfalarda tek satır metin yok.
Kategori metni ne işe yarıyor?
Üç işi var ve üçü de ölçülebilir.
Sayfaya anlatacak bir şey veriyor. Ürün listesi tek başına, o kategoriyi arayan kişinin sorusuna cevap vermiyor. Listedeki ürün adları da birbirine benziyor, yani sayfanın kendine ait bir anlatısı olmuyor. Google’a gösterecek bir şey kalmıyor.
Ziyaretçinin seçim yapmasına yardım ediyor. Otuz ürünün arasında kalan kişi genelde çıkıp gidiyor. “Günlük kullanım için şunu, yoğun kullanım için şunu seçin” diyen iki satır, dönüşümü doğrudan etkiliyor.
İç link kuruyor. Metnin içinden alt kategorilere ve ilgili rehber yazılarına verilen linkler, hem ziyaretçiyi hem Google’ı doğru yere taşıyor.
Üçünü birden yapmak mümkün ve metni uzatmayı gerektirmiyor. İki yüz kelimeyle üçü de yapılabiliyor.
Kaç kelime olmalı?
Kesin bir sayı yok ama pratik bir aralık var: iki yüz ile dört yüz kelime. Alt kategoriler için yüz elli kelime de yeterli olabiliyor; ana kategorilerde dört yüze kadar çıkmak mantıklı.
Uzunluğu hedef yapmayın. Sekiz yüz kelimelik dolgu metin, iki yüz kelimelik gerçek metinden daha kötü iş yapıyor. Hem ziyaretçi okumuyor hem de Google içeriğin değerini uzunluktan ölçmüyor.
Şu testi uygulayın: yazdığınız metni okuyan biri, o kategoriden alışveriş yapmaya daha hazır hâle geliyor mu? Gelmiyorsa metin uzun değil, boş.
Bir not: kelime sayısı için paragraf şişirmek yerine bilgi ekleyin. Beden tablosu, malzeme farkları, bakım bilgisi, hangi durumda hangi seçenek. Bunlar hem kelime sayısını doğal şekilde artırıyor hem gerçekten işe yarıyor.
Metin ürün listesinin üstünde mi altında mı durmalı?
Altında. Bu konuda tereddüt etmeyin.
Ziyaretçi o sayfaya ürün görmeye geliyor. Üstte dört paragraf metin varsa ürünlere ulaşmak için kaydırması gerekiyor ve bir kısmı o noktada çıkıyor. Özellikle mobilde bu etki belirgin.
Google’ın metni görmesi için üstte olması gerekmiyor. Sayfadaki konumun sıralamaya etkisi, ziyaretçi kaybetmenin etkisinden küçük.
Üstte kısa bir giriş istiyorsanız bir ya da iki cümleyle sınırlayın. Asıl metin alta, ürün listesinden sonra gelsin. Bazı temalarda bu alan hazır geliyor; gelmiyorsa tema tarafında eklenmesi gerekiyor.
Başlık yapısı nasıl olmalı?
Kategori sayfasında H1 kategori adı olmalı ve sayfada tek bir H1 bulunmalı. Metin içindeki ara başlıklar H2 olur.
Sık görülen iki hata var. Birincisi, temanın logoyu H1 yapması; o zaman her kategorinin H1’i marka adı oluyor ve hiçbiri kendi konusunu söylemiyor. İkincisi, metin içinde tekrar H1 kullanmak; sayfada iki H1 oluşuyor.
Ara başlıkları soru biçiminde kurmak işe yarıyor, çünkü o sorular zaten birer arama. “Nasıl seçilir”, “hangi malzeme daha dayanıklı”, “kaç numara almalıyım” gibi başlıklar hem gezinmeyi kolaylaştırıyor hem ek aramalardan görünürlük getiriyor.
Örnek iskelet
Kullandığım kalıp şu. Kategoriye göre başlıklar değişiyor ama yapı aynı kalıyor.
- Açılış, iki cümle. Bu kategoride ne var ve kimin için uygun.
- Nasıl seçilir. Karar verirken bakılan iki üç ölçüt, somut olarak.
- Seçenekler arasındaki fark. Malzeme, model ya da kullanım farkları. Tablo burada iyi çalışıyor.
- Kullanım ve bakım. Satın alma sonrası soruların cevabı.
- Alt kategoriler ve ilgili rehberler. İki ya da üç iç link.
Beş maddenin hepsini yazmak zorunda değilsiniz. Küçük bir alt kategoride birinci, ikinci ve beşinci madde yeterli oluyor.
| Bölüm | Kelime | Ne yapıyor |
|---|---|---|
| Açılış | 30-50 | Sayfanın konusunu netleştiriyor |
| Nasıl seçilir | 80-120 | Asıl arama niyetini karşılıyor |
| Farklar | 60-100 | Karşılaştırma aramalarını yakalıyor |
| Kullanım ve bakım | 50-80 | Satın alma sonrası aramaları yakalıyor |
| İç linkler | 20-30 | Ziyaretçiyi ve Google’ı yönlendiriyor |
Aynı metin birden çok kategoride kullanılabilir mi?
Kullanılmaması gerekiyor. Kelime değiştirilmiş aynı paragrafı otuz kategoriye dağıtmak, hiç metin yazmamaktan daha kötü sonuç veriyor.
Sebebi şu: Google birbirine çok benzeyen sayfalardan birini seçip diğerlerini dizine almıyor. Yani yazdığınız otuz metnin yirmi sekizi hiçbir işe yaramıyor, üstelik sitenin genel kalite izlenimini aşağı çekiyor.
Elinizde yüz kategori varsa hepsine birden metin yazmaya çalışmayın. Trafiği en yüksek on kategoriden başlayın ve ilerleyin. On iyi metin, yüz kopya metinden fazla iş yapıyor.
Üst ve alt kategoriler arasında da bu kurala dikkat edin. Üst kategori genel çerçeveyi, alt kategoriler kendi özel konusunu anlatır. Aksi hâlde kendi sayfalarınızı birbirine rakip yapıyorsunuz.
Boş kategorilerde ne yapmalı?
İçinde ürün olmayan kategoriyi açık bırakmayın. Ya ürün bağlayın ya kapatın.
Boş bir kategori sayfası hem ziyaretçi için hayal kırıklığı hem Google için düşük kalite sinyali. Metin yazmak bunu kurtarmıyor; ziyaretçi ürün görmeye geliyor ve ürün yok.
Sezonluk kategorilerde farklı davranın. Sezon dışında boşalan bir kategoriyi kapatmak yerine, sezonun ne zaman başladığını yazıp açık tutmak daha iyi. Biriken sıralamayı kaybetmiyorsunuz.
Sık yapılan hatalar
- Anahtar kelimeyi tekrar etmek. Aynı ifadeyi metne sekiz kez sıkıştırmak artık işe yaramıyor, hatta okunabilirliği bozuyor.
- Metni üste koymak. Ürünleri aşağı itmek dönüşümü düşürüyor.
- Genel geçer cümleler yazmak. “Kaliteli ürünlerimizi uygun fiyatlarla sunuyoruz” hiçbir soruyu cevaplamıyor.
- Ürünü bilmeyen birine yazdırmak. Dışarıdan bakan biri teknik olarak doğru ama içi boş bir metin üretiyor.
- Kampanya bilgisi yazmak. Kampanya bitiyor, metin kalıyor. Değişken bilgiyi metne gömmeyin.
- İç link vermemek. Metnin en kolay kazancını atlamak olur.
Dördüncü madde en çok etkisi olanı. Kategori metinlerini ürünü gerçekten bilen birinin yazması, iyi yazan ama ürünü bilmeyen birinin yazmasından daha iyi sonuç veriyor. Dili sonradan düzeltmek kolay, bilgiyi sonradan eklemek zor.
Yazdıktan sonra nasıl ölçülür?
Metni yayınlamadan önce o kategori sayfasının Search Console verisini dışa aktarın. Gösterim, tıklama, ortalama sıralama.
Altı ile sekiz hafta sonra aynı veriyi alıp karşılaştırın. Aradığınız şey gösterim artışı; tıklama artışı genelde biraz sonra geliyor.
Bir de hangi yeni sorgulardan gösterim aldığına bakın. Metinde cevapladığınız sorular yeni sorgular olarak görünmeye başlamışsa, metin işini yapıyor demektir.
Bu ölçümü yapmazsanız, yirmi kategori metni yazdıktan sonra hangisinin işe yaradığını bilemiyorsunuz ve bir sonraki yirmiyi aynı belirsizlikle yazıyorsunuz.
Filtre sayfalarına da metin yazılır mı?
Bazılarına yazılır ve bu atlanan bir fırsat. “Siyah deri bot 40 numara” gibi bir arama tam olarak bir filtre kombinasyonuna denk düşüyor ve o sayfa, ana kategori sayfasından daha isabetli bir cevap veriyor.
Ama hepsine yazmak mümkün değil; filtre kombinasyonlarının sayısı yüzleri aşıyor. Seçimi veriye bakarak yapın. Search Console’da filtre parametresi içeren adreslerden tıklama geliyorsa o sayfalar gerçek arama karşılıyor demektir ve metin yazmaya değer.
Böyle bir sayfa seçtiyseniz, onu artık bir filtre sayfası gibi değil ayrı bir kategori gibi ele alın. Kendi başlığı, kendi metni ve kendi iç linkleri olsun. Geri kalan filtre adreslerinin taranmasını ise sınırlamak mantıklı.
Metin tek dilde mi kalmalı?
Çok dilli bir mağazada kategori metinlerini makine çevirisiyle geçmek yaygın bir kestirme ve genelde geri tepiyor. Çeviri dilbilgisi olarak doğru olabiliyor ama hedef dilde kimsenin kullanmadığı ifadeler üretiyor.
Pratik bir orta yol var: kategori adlarını ve kategori metinlerini elle gözden geçirin, ürün açıklamalarında makine çevirisini kabul edin. Kategoriler az sayıda ve kazancın büyüğü orada; ürün sayısı yüzlerce olduğunda hepsini elle çevirmek gerçekçi değil.
Kim yazmalı?
Ürünü bilen biri. Bunu tekrar ediyorum çünkü en çok fark yaratan şey bu. İyi yazan ama ürünü bilmeyen birinin metni dilbilgisi olarak kusursuz, içerik olarak boş çıkıyor.
Pratik bir çalışma biçimi var: ürünü bilen kişi beş maddeyi madde madde yazsın, yazmayı bilen kişi onu metne dönüştürsün. Ben müşterilerimde böyle çalışıyorum, çünkü tersi işlemiyor.
Metin gerçekten sayfaya basılıyor mu?
Panelde yazdığınız açıklamanın sayfada göründüğünü varsaymayın; bazı temalar bu alanı hiç basmıyor. Yazdığınız bir cümleden birkaç kelimeyi sayfa kaynağında aratın.
curl -s https://magazaniz.com/collections/siyah-suet-bot | grep -c "süet ayakkabıda taban"
Çıktı 0 ise metin panelde duruyor ama sayfada yok demektir ve tema tarafında bir düzenleme gerekiyor. 1 veya daha büyük bir sayı görüyorsanız metin basılıyor.
Aynı komutu birkaç kategoride tekrarlayarak hangi şablonun metni bastığını, hangisinin basmadığını da çıkarabilirsiniz. Komutun çalışması için terminal yeterli; Windows’ta Git Bash işinizi görür.
Özetle
Kategori metni, o kategoriyi arayan kişinin seçim yapmasına yardım eden bir metin. İki yüz ile dört yüz kelime, ürün listesinin altında, her kategoriye ayrı yazılmış ve içinde gerçek bilgi olan. Bu dört şart tutuyorsa metin işini yapıyor; tutmuyorsa uzunluk bir şey değiştirmiyor.
Kaynaklar
SEO kaç ayda sonuç verir?

Kısa cevap: teknik düzeltmeler haftalar içinde, içerik çalışması üç ile altı ay içinde sonuç veriyor. Rekabetin yüksek olduğu aramalarda bu süre bir yılı aşıyor. Kesin bir tarih veren varsa bilmediği bir şeyi biliyormuş gibi söylüyor.
Bu soruyu hemen her ilk görüşmede duyuyorum ve haklı bir soru. Para harcayacaksınız, ne zaman karşılığını göreceğinizi bilmek istiyorsunuz. Aşağıda işin türüne göre gerçekçi aralıkları yazdım.
Hangi iş ne kadar sürede sonuç verir?
SEO tek bir iş değil, farklı hızlarda çalışan birkaç işin toplamı. Aynı takvime koymak beklentiyi bozuyor.
| İş | İlk etki | Oturması |
|---|---|---|
| Dizine alma engelinin kaldırılması | Günler | 1-2 hafta |
| Yönlendirme ve 404 temizliği | 1-2 hafta | 1 ay |
| Başlık ve açıklama düzenlemesi | 2-4 hafta | 2 ay |
| Kategori metinleri | 3-8 hafta | 3 ay |
| Mevcut içeriğin güçlendirilmesi | 1-2 ay | 3-4 ay |
| Yeni içerik | 2-3 ay | 6 ay |
| Otorite ve marka varlığı | 3-6 ay | 1 yıl ve üzeri |
Tablodan çıkan iki sonuç var. Birincisi, hızlı kazançlar üst satırlarda ve genelde teknik tarafta. İkincisi, kalıcı kazançlar alt satırlarda ve zaman istiyor.
İyi bir çalışma ikisini birlikte yürütüyor. Sadece hızlı işler yapılırsa üçüncü ayda duvara çarpılıyor; sadece uzun vadeli işler yapılırsa ilk üç ay bomboş geçiyor ve güven kayboluyor.
Teknik düzeltmeler neden hızlı?
Çünkü orada yeni bir şey kurmuyorsunuz, var olan bir engeli kaldırıyorsunuz. Sayfa zaten vardı, içerik zaten vardı, sadece Google göremiyordu.
Gördüğüm en hızlı sonuçlar hep bu kategoriden çıktı. Yanlışlıkla kapatılmış bir dizin, geliştirme ortamından kalan bir noindex etiketi, yanlış kurulmuş bir kanonik. Düzeltildiğinde sayfalar birkaç gün içinde dizine giriyor ve biriken değer geri geliyor.
Bu yüzden ilk ayda teknik tarafı önce ele almak hem daha verimli hem de motive edici. Ama bu kazanç bir kereliktir; engel kalkınca bitiyor.
İçerik neden yavaş?
Yeni bir sayfa yayınladığınızda Google onu önce bulması, sonra taraması, sonra dizine alması, sonra da nereye koyacağına karar vermesi gerekiyor. Bu zincirin her halkası zaman alıyor.
Üstelik ilk sıralama genelde nihai sıralama olmuyor. Sayfa dizine girdikten sonra bir süre dalgalanıyor, Google kullanıcıların nasıl davrandığını görüyor ve yeri zamanla oturuyor.
Pratikte şunu görüyorum: iyi yazılmış bir sayfa ikinci ayda görünmeye başlıyor, dördüncü ayda yerini buluyor, altıncı ayda kararlı hâle geliyor. Rekabet yüksekse bu süreler uzuyor.
Mevcut bir sayfayı güçlendirmek, yeni sayfa yazmaktan daha hızlı sonuç veriyor. Çünkü o sayfa zaten dizinde ve Google onu zaten tanıyor. Elinizde gösterim alan ama tıklanmayan sayfalar varsa, işe oradan başlamak en verimlisi.
Rekabet süreyi ne kadar etkiliyor?
Çok etkiliyor ve bu etki genelde hafife alınıyor.
Aynı kalitede bir sayfa, rekabeti düşük bir aramada altı haftada ilk sayfaya girebiliyor. Rekabeti yüksek bir aramada bir yıl sonra bile ikinci sayfada kalabiliyor. Fark sayfanızda değil, karşınızdakilerde.
Bunu baştan ölçmek mümkün. O aramayı yapıp şu an üstte çıkan on sonuca bakmak yeterli. Hepsi uzun süredir çalışan büyük siteyse süre uzun olacak. Arasında küçük siteler, bloglar ve forum sonuçları varsa süre makul.
Bu yüzden iyi bir çalışma hedef seçerken rekabeti hesaba katıyor. İlk altı ayda girilebilir aramalar hedeflenir, zor olanlar daha sonraya bırakılır. Tersi yapılırsa altı ay boyunca hiçbir şey hareket etmiyor.
Sektör ve site büyüklüğü fark yaratıyor mu?
Evet, iki açıdan.
Sitenin mevcut durumu. Üç yıldır yayında olan, dizine girmiş ve bir miktar dış linki olan bir site, yeni kurulmuş bir siteden çok daha hızlı hareket ediyor. Yeni alan adlarında ilk aylar genelde sessiz geçiyor.
Sayfa sayısı. Çok sayfalı bir sitede yapılacak iş daha fazla ama kazanç da daha büyük. Beş sayfalık bir sitede yapılabilecek şeyin bir sınırı var.
Sektörün kendisi de etkiliyor. Finans, sağlık ve hukuk gibi alanlarda Google daha temkinli davranıyor ve güven sinyalleri daha fazla ağırlık taşıyor. O alanlarda süre uzuyor.
Neden kesin süre verilmiyor?
Çünkü değişkenlerin bir kısmı kontrol dışında. Rakibin ne yapacağını, Google’ın ne zaman güncelleme yayımlayacağını ve o güncellemenin sizi nasıl etkileyeceğini kimse bilmiyor.
Kesin süre ve kesin sıralama sözü veren birine rastladığınızda şunu düşünün: o sözü tutmanın tek yolu, sözün ölçüsünü eğip bükmek oluyor. Rekabeti olmayan bir ifadede birinci sıraya çıkıp bunu başarı diye sunmak, teknik olarak doğru ama işe yaramayan bir rapor üretiyor.
Benim yaptığım şey süre sözü yerine süreç sözü vermek. Hangi işin ne zaman yapılacağı, hangi ölçütün takip edileceği ve hangi noktada yön değiştirileceği baştan yazılı oluyor. Sonuç gelmiyorsa bunu üçüncü ayda konuşmak, altıncı ayda konuşmaktan iyi.
İlk üç ayda ne beklemeli?
Üçüncü ayın sonunda elinizde şunlar olmalı:
- Sitenin teknik durumuna dair tespit listesi ve düzeltilenlerin kaydı
- Hangi sayfanın hangi aramaya çalıştığına dair eşleştirme
- Başlangıç kaydı ve ona göre karşılaştırma
- Teknik tarafta ölçülebilir bir iyileşme: dizine alınan sayfa sayısı, 404 sayısı, tarama hataları
- Gösterim tarafında bir hareket
Beşinci maddeye dikkat: üçüncü ayda tıklama değil gösterim hareket ediyor. Gösterim artıp tıklama artmıyorsa bu kötü bir haber değil, sıranın başladığının işareti.
Bunların hiçbiri yoksa üçüncü ayda konuşmayı açın. Altıncı ayı beklemenin bir faydası olmuyor.
Ne zaman vazgeçilmeli?
SEO uzun vadeli bir iş ama sonsuz sabır gerektirmiyor. Şu durumlarda yöntemi ya da çalıştığınız kişiyi değiştirmek mantıklı:
- Altı ay geçmiş ve yapılan işlerin yazılı bir kaydı yok
- Raporlar her ay aynı cümlelerle geliyor
- Teknik tarafta bile ölçülebilir bir iyileşme yok
- Önerilen işler hiç uygulanmıyor
Buna karşılık şu durumlarda beklemek doğru: işler yapılıyor ve kaydı var, gösterim tarafında hareket var, ama tıklamaya dönüşmesi için zaman gerekiyor. Bu normal bir eğri ve sabır burada işe yarıyor.
Sonuç nasıl ölçülür?
Süre sorusunun cevabı, neyi sonuç saydığınıza da bağlı. Yanlış ölçüt seçilirse iyi giden bir çalışma kötü görünüyor, kötü giden bir çalışma iyi görünüyor.
| Ölçüt | Ne söylüyor | Ne zaman bakılır |
|---|---|---|
| Dizine alınan sayfa sayısı | Teknik engeller kalkmış mı | İlk ay |
| Gösterim | Google sizi göstermeye başlamış mı | 2-3. ay |
| Ortalama sıralama | Hangi aramada neredesiniz | 3-4. ay |
| Tıklama | İnsanlar geliyor mu | 4-6. ay |
| Talep ve satış | Gelen trafik işe dönüşüyor mu | 6. ay ve sonrası |
Tablodaki sıra önemli. İkinci ayda satış ölçüp sonuç yok demek, henüz olgunlaşmamış bir ölçüte bakmak oluyor. O ayda bakılacak şey dizine alınan sayfa sayısı ve gösterim.
Toplam trafik rakamına tek başına bakmaktan da kaçının. Alakasız aramalardan gelen beş bin ziyaretçi, doğru aramalardan gelen iki yüz ziyaretçiden daha az iş yapıyor.
Reklamla karşılaştırınca durum ne?
Bu karşılaştırma sık yapılıyor ve ikisi gerçekten farklı işler.
Reklam aynı gün sonuç veriyor, bütçeyi kestiğiniz gün duruyor. SEO aylar sonra sonuç veriyor, çalışmayı bıraktığınızda bir süre devam ediyor. Biri kiralamak, diğeri inşa etmek gibi.
Pratik yaklaşım ikisini birlikte kullanmak. İlk aylarda reklam talep getiriyor, bu arada organik taraf kuruluyor. Altıncı aydan sonra organik taraf yük almaya başlıyor ve reklam bütçesi daha seçici kullanılabiliyor.
Reklamın bir faydası daha var: hangi aramaların gerçekten satışa dönüştüğünü hızlı gösteriyor. O veriyi organik içerik planını kurmakta kullanmak, tahminle ilerlemekten iyi.
Süreyi kısaltan şeyler var mı?
Hile yok ama hızlandıran şeyler var ve çoğu sizin tarafınızda.
Karar verebilen bir muhatap. Her değişiklik için üç kişiden onay bekleniyorsa iki haftalık iş iki ayda bitiyor. Sürenin uzamasının en yaygın sebebi teknik değil, bu.
Siteye erişim. Panele giriş ve gerekiyorsa bir yazılımcıya erişim. Olmadığında yapılabilecek iş rapor yazmakla sınırlı kalıyor ve rapor sıralamayı değiştirmiyor.
Ürünü bilen biri. Kategori metinleri ve ürün açıklamaları için ürünü gerçekten bilen birinin bilgisi gerekiyor. Dışarıdan bakan biri o metni teknik olarak doğru yazar ama içi boş kalır.
Doğru hedef seçimi. İlk aylarda girilebilir aramalara odaklanmak, zor olanlarla başlamaktan çok daha hızlı sonuç veriyor.
Bunların dördü birden varsa süre tablonun alt sınırına yaklaşıyor. Hiçbiri yoksa üst sınırı da aşıyor ve bunun sebebi çalışmanın kalitesi olmuyor.
Özetle
Teknik düzeltmeler haftalar, içerik üç ile altı ay, otorite bir yıl ve üzeri. İlk üç ayda bakılacak ölçüt tıklama değil, dizine alınan sayfa sayısı ve gösterim. Kesin tarih veren birine temkinli yaklaşın; süre sözü yerine süreç sözü isteyin.
Kaynaklar
WordPress SEO ayarları: eklenti, kalıcı bağlantı ve arşiv sayfaları

Kısa cevap: WordPress’te SEO ayarlarının çoğu eklenti değil karar meselesi. Hangi eklentiyi kurduğunuz, kalıcı bağlantı yapınızı doğru seçmekten ve arşiv sayfalarınızı ne yapacağınıza karar vermekten daha az önemli.
WordPress sitelerinde en sık gördüğüm tablo şu: üç farklı SEO eklentisi kurulu, ayarların hiçbiri yapılmamış ve kalıcı bağlantı yapısı varsayılan hâlinde. Eklenti sayısı arttıkça iş iyileşmiyor, çakışma başlıyor.
Hangi eklenti kurulmalı?
Tek bir SEO eklentisi kurun ve bir tanesinde kalın. İkisini birden çalıştırmak çift etiket üretiyor ve Google’a çelişkili sinyal gönderiyor.
| Eklenti | Güçlü yanı | Dikkat edilecek |
|---|---|---|
| Yoast SEO | En yaygın, dokümantasyonu geniş | Ücretsiz sürümde yönlendirme yönetimi yok |
| Rank Math | Ücretsiz sürümde daha fazla özellik, schema desteği iyi | Ayar sayısı fazla, kurulumda dikkat gerekiyor |
| SEOPress | Sade arayüz, hafif | Topluluk ve kaynak daha az |
| The SEO Framework | Çok hafif, reklam ve bildirim yok | Daha az rehberli, elle ayar gerekiyor |
Dördü de işi görüyor. Seçimi hangisinin daha iyi olduğuna göre değil, hangisinin arayüzüyle rahat çalıştığınıza göre yapın. Eklenti değiştirirken ayarların taşınması gerektiğini de hesaba katın; çoğunun içe aktarma aracı var.
Bir not: SEO eklentisi tek başına sıralama getirmiyor. Yaptığı şey, sizin vermeniz gereken bilgiler için alan açmak. Alanları boş bırakırsanız eklenti bir şey değiştirmiyor.
Kalıcı bağlantı yapısı ne olmalı?
Ayarlar bölümündeki Kalıcı Bağlantılar ekranı, WordPress’te verdiğiniz en kalıcı karar. Sonradan değiştirmek bütün adreslerin değişmesi demek.
Çoğu site için doğru seçim Yazı adı. Yani siteniz.com/yazi-adi/. Tarih içeren yapılar içeriği eskimiş gösteriyor; sayısal yapılar ise adresten ne olduğu anlaşılmıyor.
Blog dışında bir yapı kurmak istiyorsanız, örneğin bütün yazıları /blog/ altında toplamak, bunu baştan yapın. Yayında olan bir sitede bu değişiklik yüzlerce yönlendirme gerektiriyor.
Zaten yayında olan ve yanlış yapıda olan bir site için tavsiyem şu: trafiği iyiyse dokunmayın. Kazancı, değişikliğin riskini karşılamıyor. Site yeniyse ya da zaten taşınacaksa, o zaman düzeltin.
Arşiv ve etiket sayfaları ne yapılmalı?
WordPress varsayılan olarak kategori, etiket, yazar ve tarih arşivleri üretiyor. Bunların çoğu, çoğu site için gereksiz.
- Kategori arşivleri. Açık tutun ve her birine bir açıklama metni yazın. Bunlar gerçek arama alan sayfalar.
- Etiket arşivleri. Çoğu sitede kapatın. Etiketler genelde özensiz kullanılıyor ve her etiket neredeyse aynı yazıları listeleyen bir sayfa üretiyor.
- Yazar arşivleri. Tek yazarlı sitelerde kapatın; ana sayfanın kopyası oluyor. Çok yazarlı sitelerde açık tutmak anlamlı.
- Tarih arşivleri. Neredeyse hiçbir sitede işe yaramıyor, kapatın.
- Medya ek sayfaları. Her yüklenen görsel için bir sayfa üretiliyor. Bunları görselin kendisine yönlendirin ya da kapatın.
Son madde, dizinde yüzlerce boş sayfa biriken sitelerin en yaygın sebebi. SEO eklentilerinin hepsinde bu ayar var ve genelde doğru hâlde geliyor, ama eski sitelerde kontrol etmek gerekiyor.
Kapatmak derken kastettiğim, sayfanın dizine alınmaması. Sayfayı tamamen erişilemez yapmak gerekmiyor; noindex yeterli.
Site haritası doğru mu?
WordPress’in kendi ürettiği bir site haritası var, SEO eklentileri de kendilerini üretiyor. İkisi birden çalışıyorsa birini kapatın.
Kontrol edilecek şeyler: harita Search Console’a bildirilmiş mi, içinde kapattığınız arşiv sayfaları duruyor mu, kaç adres bildiriyor ve Google kaçını almış.
Haritada kapattığınız sayfaların durması çelişkili bir sinyal. Eklentiler bunu genelde kendi başına yönetiyor ama ayarları elle değiştirdiyseniz kontrol edin.
WooCommerce tarafında ne değişiyor?
WooCommerce kurulu bir sitede dikkat edilecek yerler artıyor.
Ürün ve kategori önekleri. WooCommerce varsayılan olarak /urun/ ve /urun-kategorisi/ gibi önekler kullanıyor. Bunlar ayarlardan değiştirilebiliyor, hatta kaldırılabiliyor. Yayına almadan önce karar verin.
Filtre ve sıralama adresleri. Her filtre kombinasyonu bir adres üretiyor ve sayı hızla büyüyor. Bunların taranmasını sınırlamak büyük kataloglarda gerekiyor.
Sepet, hesap ve ödeme sayfaları. Bunların dizine girmemesi gerekiyor. WooCommerce çoğunu kendi kapatıyor ama kontrol etmeye değer.
Stokta olmayan ürünler. Ürün kalıcı olarak kalktıysa yönlendirin. Geçici olarak yoksa sayfayı açık tutun ve ne zaman geleceğini yazın; sayfayı kaldırmak biriken değeri çöpe atıyor.
Ürün açıklamaları. Üreticiden kopyalanan metinler WooCommerce’te de aynı sorunu yaratıyor. Google kopya metinli sayfaları dizine almakta isteksiz davranıyor.
Hız tarafında neye bakmalı?
WordPress’te hız sorunu neredeyse her zaman üç yerden geliyor: eklenti sayısı, tema ve görseller.
Eklenti sayısı tek başına bir ölçüt değil, ama her eklenti sayfaya kendi dosyasını ekliyor. Yirmi eklentili bir sitede bu yük toplanıyor. Kullanılmayan eklentileri devre dışı bırakmak değil, silmek gerekiyor.
Tema tarafında, çok amaçlı ve her şeyi yapan temalar genelde ağır oluyor. Sayfa kurucu eklentilerle birlikte kullanıldığında yük daha da artıyor.
Görseller en kolay kazanç. Yüklediğiniz dosya 4000 piksel genişliğindeyse ve sayfada 800 piksel gösteriliyorsa, ziyaretçiye gereksiz veri gönderiyorsunuz. Yüklemeden önce boyutlandırmak ve modern bir biçim kullanmak ciddi fark yaratıyor.
Kontrol listesi
| Ayar | Nerede | Doğru hâli |
|---|---|---|
| Arama motoru görünürlüğü | Ayarlar, Okuma | İşaretli olmamalı |
| Kalıcı bağlantılar | Ayarlar, Kalıcı Bağlantılar | Yazı adı |
| SEO eklentisi | Eklentiler | Tek tane |
| Etiket ve tarih arşivleri | Eklenti ayarları | Dizine alınmasın |
| Medya ek sayfaları | Eklenti ayarları | Görsele yönlendirilsin |
| Site haritası | Eklenti ayarları | Tek harita, bildirilmiş |
| Kategori açıklamaları | Yazılar, Kategoriler | Dolu |
Bu yedi maddeyi geçmek bir öğleden sonra sürüyor ve çoğu sitede ikisi ya da üçü yanlış çıkıyor.
Tema değiştirirken nelere dikkat etmeli?
WordPress’te en çok kayıp yaratan işlem tema değişikliği. Sebebi şu: SEO ile ilgili pek çok şey tema dosyalarının içinde duruyor ve tema değiştiğinde onlar gidiyor.
Yeni tema kurulduktan sonra sırayla kontrol edin: her sayfada bir tane H1 var mı ve o H1 sayfanın konusunu söylüyor mu, kırıntı yolu çalışıyor mu, kanonik etiketi doğru adrese işaret ediyor mu, schema işaretlemesi duruyor mu, analitik kodu sayfalarda var mı.
Logo H1 olarak işaretlenmiş temalar yaygın. O durumda her sayfanın H1’i marka adı oluyor ve hiçbir sayfa kendi konusunu söylemiyor. Düzeltmesi küçük bir kod değişikliği ama fark edilmezse aylarca öyle kalıyor.
Tema değişikliğini canlı sitede denemeyin. Bir deneme ortamında kurup kontrol listesini orada geçin, sonra canlıya alın.
Çoklu dil kurarken ne olur?
İkinci bir dil eklemek, WordPress’te adres yapısını değiştiren bir karar. Çeviri eklentileri genelde alt dizin yapısı kuruyor, yani siteniz.com/en/ gibi.
Dikkat edilecek iki şey var. Birincisi hreflang etiketleri; her dilin diğerine ve kendine işaret etmesi gerekiyor. Eklentiler bunu genelde kendi yapıyor ama kontrol etmeye değer, çünkü yarım kurulmuş hreflang hiç kurulmamışından daha karışık.
İkincisi makine çevirisi. Otomatik çevrilen sayfalar hedef dilde kimsenin aramadığı ifadeler üretiyor. En azından kategori adlarını ve sayfa başlıklarını elle gözden geçirmek gerekiyor.
Bir de şu: ikinci dili yarım bırakmayın. Yarısı çevrilmiş bir site, hiç çevrilmemiş bir siteden kötü duruyor.
Eklenti sayısı gerçekten sorun mu?
Sayının kendisi değil, ne yaptıkları sorun. Beş hafif eklenti, iki ağır eklentiden iyi.
Yük yaratan tipik eklenti türleri: sayfa kurucular, slider ve galeri eklentileri, sosyal medya beslemeleri, canlı sohbet araçları ve her sayfada çalışan istatistik eklentileri. Bunların çoğu sayfaya kendi JavaScript ve CSS dosyasını ekliyor, o sayfada kullanılmasa bile.
Pratik kontrol: bir yazı sayfasını tarayıcının geliştirici araçlarında açın, ağ sekmesinde yüklenen dosyalara bakın. Tanımadığınız dosya adları eklentilerden geliyor. Hangisinin ne işe yaradığını bilmiyorsanız o eklenti muhtemelen gerekli değil.
Yedek ve güncelleme düzeni nasıl olmalı?
Bu doğrudan bir SEO ayarı değil ama SEO kaybının en sık sebeplerinden biri. Bir eklenti güncellemesi beklenmedik bir şey yapıyor, kimse fark etmiyor ve haftalar sonra trafikte bir düşüş görülüyor.
İşe yarayan sade bir düzen şu: otomatik yedek açık olsun ve yedekler siteden ayrı bir yerde tutulsun. Büyük güncellemeler önce bir deneme ortamında denensin. Güncelleme sonrası ana sayfa ve bir yazı sayfası açılıp kaynak kodda başlık, kanonik ve analitik kodu kontrol edilsin.
Bir de değişiklik kaydı tutun. Tarih ve ne yapıldığı yazan basit bir not dosyası yeter. Trafikte bir düşüş olduğunda ilk sorulacak soru o tarihte ne değiştiği oluyor ve bu kayıt olmadan cevap vermek zor.
Hangi işten başlamalı?
Elinizde sınırlı zaman varsa sıra şöyle. Önce arama motoru görünürlüğü kutusunu kontrol edin, çünkü işaretliyse geri kalan hiçbir şeyin önemi yok. Sonra tek bir SEO eklentisinde karar verin ve diğerlerini silin. Sonra arşiv sayfalarını kapatın. Sonra kategori açıklamalarını yazın. En sonda hız tarafına geçin.
İlk üç madde bir saatte bitiyor. Dördüncüsü asıl işin olduğu yer ve en çok zaman isteyen kısım, çünkü metinleri ürünü bilen birinin yazması gerekiyor.
Ayarları dışarıdan nasıl doğrularsınız?
Panelde doğru görünen bir ayarın sayfaya yansıdığını görmek ayrı bir iş. Üç komut en sık bozulan üç şeyi kontrol ediyor.
curl -s https://siteniz.com/ | grep -o '<meta[^>]*noindex[^>]*>'
curl -s https://siteniz.com/robots.txt | grep -i disallow
curl -s https://siteniz.com/ornek-yazi/ | grep -o '<h1[^>]*>[^<]*'
Birinci komut hiçbir şey yazmamalı. İkincisinde beklemediğiniz bir dizin görmemelisiniz. Üçüncüsü tek bir satır döndürmeli ve o satır yazının başlığı olmalı; marka adı dönüyorsa tema logoyu H1 yapmış demektir.
Üçü de terminalden çalışıyor; Windows’ta Git Bash. Tema değiştirdikten sonra bu üçünü tekrar geçirmek, en çok kayıp yaratan hataları aynı gün yakalıyor.